Acil servis asistanlığımın ilk yıllarında hasta yakınlarının kabalıklarına çok üzülürdüm, içselleştirirdim (muayenenin bölünmesi, bağırarak konuşulması, sen dili ile konuşulması vs... örnekler uzar gider) Değersiz hissettirirdi beni. Zaman içinde öğrendim ki kabalık şahsıma yapılan bir şey değildi; toplumda ne varsa yani olumlu-olumsuz ya da nezaket-görgü-görgüsüzlük aynen acil servislere de yansımaktadır diye düşünüyorum artık, yani kişiselleştirmiyorum. Yani insanoğlunun sahip oldukları görgü ve nezaket kuralları acil servis için de geçerlidir diye düşünüyorum artık. Nezaket ve görgü kurallarının tahsil ile elde edilmediğini de görüyoruz çoğu zaman, aileden gördüğü saygı ve iyi bir iletişim ile doğru orantılı olduğunu düşünüyorum. Tabi bir de insanın kendine duyduğu saygı da önemli bir faktördü. Çok basit görünen görgü kuralları dahi acil servisi etkileyebilmekte. Çünkü acil olmayan hastalarımıza da hizmet vermekteyiz. Durum böyle olunca belli bir düzen içinde olmalı. Yani 10 kişiyi aynı anda dinleyemem ve sorularını yanıtlayamam, aynı anda 10 kişiye reçete yazamam da, tedavisini de düzenleyemem. Aynı anda 10 kişiyi muayene edebilen süper güçlerim yok benim. Yani en nihayetinde ben de bir insan evladıyım. Ama aynı anda 10 kişiye hizmet vermemi bekleyen o kişileri sırayla bütün şikayetlerini dinleyebilir, dilimin döndüğünce cevaplayabilir, klinik tecrübemle muayene edebilir ve bilimden öğrendiklerimle de tedavilerini yapabilirim. Bu kadar basit... Bu kadar yalın. Sırasını beklemek, sıradakine saygı duymak bir görgü kuralıdır. Hem bana hem de diğer hastalara gösterilmesi gereken. Hatta haddimi aşmazsam hakka tecavüz etmek diye de düşünüyorum. Acil servis dışında polikliniklerde de maalesef çoğu zaman rastlamışsınızdır. Poliklinik kapısı açılır açılmaz en az 5 kişi içeri girmeye çalışır. Sonuç kavga kıyamet...
İletişim ise genel olarak 4 aşamalı aslında; birinci aşama insanın söyleyeceği şeyi kafasında tasarlaması, ikinci aşama söylemek istediği şeyi kelimelerle ifade etmesi, üçüncü aşama ise söylediği kelimelerin karşı tarafta oluşturduğu algı. Yani acaba kafasında tasarladığı şeyin sözcüklerle ve ifade şekilleriyle (burada konuşurken vurgu yüz ifadesi de çok önemli tabi) karşı tarafın nöronlarına gerçekten anlatmak istediği şekilde mi geçti! Yani algı... En son aşama ise algıladığı şeyi eyleme dökmek... Bir de iletişimde söylemek istediğin şeyi nasıl söylediğin önemli. Yani ses tonu ve vücut dili... Hani bir söz vardır ‘’ne söylediğin değil nasıl söylediğin önemli’’ diye... Özel hayatımızda çok kez yaşamışızdır hani, ben ne söyledim ki, kötü bir şey demedim ki niye böyle bir tepki verdi deriz. Aslında evet kötü ya da olumsuz bir şey demedik ama acaba nasıl bir ifadeyle dedik ... Yüz ifademiz, mimikler veya vurgular, ses tonumuz nasıldı acaba? Bazen hasta ve yakınlarına ne kadar anlatsak da anlamadıklarını sordukları sorulardan anlarız ya, tekrar anlatırız. Bazen de yazarak veririz. Aslında oradaki sorun insanlar arasındaki en büyük iletişim kusuru işler, çünkü çoğu zaman biz anlatırken karşı taraf ne soracağını düşünür ve tamamen dinleyemez. Doğru iletişim için bu 4 aşamanın da sağlıklı olması gerekir yani. Hem özel hayatımızda hem de acil servislerde.
Bugünkü yazımda iletişim kusurlarıyla ilgili kendi klinik tecrübelerimden iki örnek paylaşacağım. İlki; asistanlığım üçüncü senesinde, sabah viziti ile sarı alanı geceki ekipten devir almıştık. Devir hastalarımın muayeneleriyle ilgileniyordum. Acil servisi aniden feryat figan bağıran 30’lu yaşlarda bir erkek girdi. "doktor... kadın doktor...kadınn doktoooorrrr..." diye. Kadın doktor ve kıdemli nöbetçi doktor da olduğum için yanına gittim... Buyrun kadın doktorum, sorununuz nedir dedim.. Hayır sen değil kadın doktor istiyorum ben dedi adam. Buyrun dedim tekrar. Kadın doktorum ben, size yardımcı olayım. Problem nedir? Şikayetiniz nedir? Aramızda yarım metre var. Yani beni görmemesine imkan yok. Allah Allah, anlam veremiyordum... elimi yüzüme götürdüm önce, sonra saçlarıma... evet ben benim (nöbetim ilk saatiydi daha, üstüm gayet düzgün, formam önlüğüm temiz, henüz kan-kusmuk vs ile bulaş olmamıştı, saçlarım açık ve toplamamıştım henüz, yani derli toplu bir kadın doktor olarak karşısındayım). Adam peki beni ne olarak görüyor acaba diye düşünüyordum ki hasta taşıma ve güvenlik sedyede getirdiği hastayı görünce... Anladım durumu... Benim bu adamla iletişim kurmam imkansızdı, kadına yaklaştım hemen, dokununca da doğum yapmak üzere olan kadın hastamı görmemle bağıran adamı bertaraf etmem bir oldu. Hemen perdeli yere aldık... temiz doğum aletlerimiz hemşire arkadaşlarım temin ettiler... Kadın Doğum ekibi haberdar edildi... (Kadın doğum binası ve acili ayrı bir binada hizmet veriyordu ve hastayı oraya ulaştırmak imkansızdı çünkü bebeğin başı görünmüştü artık-adam kadın doğum acili geçti ve erişkin acile geldi, yanlış acilde olduğunun kendi de farkındaydı aslında fakat ifade edemiyordu-) Ve muhteşem acil ekibimizle birlikte bir kız bebeğimiz olmuştu. "Hoş geldin güzel kızım dünyamıza" dedikten sonra ilk muayenesiyle birlikte temiz örtülerimize sardık... O muhteşem acil ekibimiz 2 dk içinde bebek için ısıtıcı bile temin etmişlerdi valla... Bebeğimizi yenidoğan ekibine, annemizi kadın doğum ekibine çok şükür sağlıkla teslim ettik... O anki duygularımı yüzlerce sayfa yazsam da yine de kelimeler kifayetsiz kalır diyerek konudan sapmadan devam edeyim... Evet bu yaşadığımız yüzlerce belki de binlerce iletişim örneklerinden biri; babanın demek istediği yani kafasındaki kadın hastalıkları ve doğum doktoru-eşinin doğum yaptığını anlatmaya çalışıyor ve yanlış acilde olduğunun farkında ve haber verilmesini istiyor, çıkan sözcükler; kadın doktor (söylediği iki kelime ile bütün bunları anlamamı bekliyor!), benim nöronlarımda algı; kadın doktor (niteleme sıfatı) ve sonuç; bir normal doğum.
Orda iletişimsizlik uzasa gitse adamla tartışabilirdik de çünkü adam son derece sinirli agresif heyecanlı ve bağırıyordu!
İkinci tecrübemde ise bendeki iletişim kusuruna bir örnek vermek isterim. Bu kez acil servis Sarı Alan ve Kırmızı Alan uzman sorumlusu iken baktığım 80 yaşında bir hastamla aramda geçen iletişim-sizlik-!... İshal şikayeti ile başvuran 80 yaşındaki hastam 112 ile getirildi. Vitalleri normal fizik muayenesini yaptım ve tetkiklerini order ettim. İlk tedavisini düzenledim. Yaklaşık yarım saat sonra yanına gittim nasıl olduğunu sordum. "Zararım yok kızım" dedi... Ah yaşlıların bu cümlesine bayılıyorum. Nasıl naiflik ve tevekkül gizli... "Canım teyzem iyileşeceksin inşallah" dedim ve tatlış yanaklarını sevdim. Yarım saat daha geçti tekrar gittim yanına kontrol ettim. Tetkikleri çıkmıştı ve her şey yolundaydı çok şükür. Yaklaşık 2 saat daha takip ettim. Ciddi bir sıkıntı çıkmadı. Ve yanına tekrar gittim. Durumunu anlattım. Reçetesini düzenleyeceğimi söyledim. Buraya kadar bence hiçbir sıkıntı da yoktu. Hastamla gayet de güzel sevgi dolu bir iletişimim olmuştu. Rahatlamıştı da. 80 yaşındaki pamuk hastamın söylediği cümle ile tam anlamıyla beni şaşkına çevirdi... "İyi güzel de kızım beni doktor ne zaman görecek" dedi. Ben doktorum teyzecim ben gördüm ya sizi dedim ama aklımdan da o kadar saat ilgilendim seninle, aşk olsun teyzem diye geçirirken... Ben nereden bileyim kızım okur yazarlığım mı var sen kendini tanıtmadın ki bana!?!? demesiyle nakavt olmuştum. Haklıydı çünkü kendimi tanıtmadım ki!!! O günden sonra tüm bilinci açık hastalarıma (çocuklar dahil) önce kendimi tanıtırım. Bilinci kapalı hastalar içinse ilk değerlendirme sonrası hasta yakınlarına kendimi tanıtırım. Sonra anamnezimi alır muayenemi yaparım. Mutlaka bilgi veririm. Her zaman faydasını gördüm. Hem hastalarım doktorunu bilir hem de hasta yakınları neyi beklediğini bilirler... Dolayısıyla da alanda daha huzurlu çalışırım... Acil servislerde iletişim kusurlarının bir sebebi de bu çünkü.
Hastalar polikliniğe planlı ve araştırarak giderler fakat acil bir durum karşısında ve çoğunlukla plansız olarak başvurmak zorunda olan hastalar bulunduğumuz alanda kim ne görevdedir bilemezler... Güvensizlik – iletişim eksikliği ve belirsizlik birbirini kısır döngüye sokan acil serviste en gözden kaçan sorunlarla bazen bizleri çıkmaza sokabiliyor. Sonrası ise kriz... Hasta ve yakınları bizden empati ve anlayış beklerken bizler ise aynı duyguları onlardan bekliyoruz... Peki saygı... "Saygı beklenmez saygı gösterilir" açıkçası bu benim her zaman toplum ile iletişimimde ana felsefem. Her zaman saygı göstermeye özel bir itina gösteririm. Çocuğa, yaşlıya, gence, doğaya, çevreye hiç farketmez. Ve bundan da hiç zarar görmedim... Hepimiz aynı toplumda yaşıyoruz aynı havayı soluyoruz... Saygı görgü ve doğru iletişim ile hem toplumda hem de toplumun küçük aynaları olan acil servislerde sağlıklı yarınlara...
Sağlıcakla kalın... Saygıyla...
Bu makale 11.12.2019 16:29:36 tarihinde eklenmiş ve toplam
kere okunmuştur.

2025© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.