Modernite Algısı ve Psikolojik Yönleriyle KADINA ŞİDDET




Modernite Nedir?

Genel anlamda gelenek ile karşıtlık ve ondan kopuşun; bireysel, toplumsal ve politik yaşam alanlarının tamamındaki dönüşümü ya da değişimidir.

Ancak geleneklerden kopuş; kılık-kıyafet değişimi şeklinde basite indirgenecek kadar sıradan bir çıkarım değildir. Modernite kavramının ortaya çıktı yer 17. YY Avrupası olduğundan orada zaten kılık kıyafet kavramı bir kurallar bütününe bağlı değildi. Bizdeki sözde bazı aydınların takıldığı tek yer kılık-kıyafet olduğundan birçok kavram gibi bu kavramında maalesef içeriği yanlış argümanlar ile doldurulmuş ve ciddi algı çalışmaları ile halklar kılık- kıyafet düzeni üzerinden gruplandırılmış ve birçok çarpık durumun ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. 

Bu söylemimi kanıtlayacak bilgiler modernite kavramının öncü savunucularının söylemlerinden gizli.

Karl Marx, Emile Durkheim ve Max Weber modernitenin sosyoloji alanında üç önemli savunucularındandır.

Marx: 

Modernitenin kurumsal değişiminin nedeni olarak kapitalizmi veriyor. Yani ekonomik söylemler üzerinden bir çıkarım. 

Durkheim: 

Sanayileşme sürecini ön plana çıkarır. Durkheim'a göre kapitalizm etkili olsa da merkezi olmadığını savunmaktadır. Ekonomik temellere dayanan ona göre şekillenen bir çıkarım.

Weber: 

Teknoloji ve rasyonelleşmenin modernitenin etkilerinden en önemlileri olduğunu ve bürokrasinin bu sürecin birincil sonucu olduğunu ileri sürer. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler ve buna bağlı gelişen toplumsal değişim.

Giddens: 

Ona göre modernite yukarıdaki bütün nitelikleri içeren çok yönlü bir gerçektir.

Yani kısaca kılık-kıyafete indirgenecek kadar basit bir kavram değildir modernite. Basite indirgendiği için hep yanlış söylemler daha doğrusu belden aşağı söylemler ile ve yanlış algılar ile çığırından çıkarılan toplumlar ve Sosyal Travmalar. Bugün yaşadığımız travmalar da bu yanlış düzenin kirli sonuçlarından ibaret. Bilimden, sanattan, teknolojiden uzak; kılık-kıyafet, yemek-içmek, çarpık bir üslup ile konuşma, hiç bir amaca hizmet etmeyen top-pop-rep-rak... gibi sözde sanat diyebileceğimiz içi boş kavramlara indirgenmiş özünden uzak bir kavram modernite.!

Gelenekler Hep mi Kötü? 

Anne kutsaldır, kadın özeldir söylemlerinden, şiddet gören birine yardımdan, televizyonlarda ki filmlerden etkilenip rahmetli Erol Taş'a saldıran toplumdan Fatmagül'ün suçu ne saçmalığındaki kirli sahneyi milyonlarca kez tıklayan bir topluma...

Özelden kadına genelde canlıya şiddet nasıl önlenebilir ile ilgili basit ama kesin sonuç getirecek bir kaç öneri ile başlamak doğru olsa gerek. 

  • Şiddet uygulayan her bireyin kendisi ile birlikte anne-babasının suç ortaklığını unutmadan anne-baba okulları açmak, 
  • Erkeği dünyanın var olma veya yok olma sebebi olarak gösteren ilkel eğitim anlayışına dur demek,
  • Okul Öncesi Eğitim süreci ile birlikte değerler eğitimini öne çıkarmak,
  • Erkeği fiziksel güç kadını cinsel objeden öte görmeyen dizi filim furyasına dur demek,
  • Kadın bedeni üzerinde rant peşinde koşan reklam ve giyim sektörüne dur demek,
  • Sosyal medya üzerindeki sapkın tüm çalışmalara dur demek,

........

Şiddet bulaşıcıdır ve çocukluktan itibaren öğrenilerek davranışa dönüşür.

Kadına Şiddet Toplumun Çoğunlukla Müslüman Olması İle mi İlgili? 

"En üstün olanınız Allah'tan en çok korkanınızdır"

(Hucurat 49)

Kadına Yönelik Şiddet: 

Kadına yönelik şiddet kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan, cinsiyet eşitliğinin sağlanamamasından kaynaklanan, kadın bireylerin insan haklarını ihlal eden eylemlerdir.  Maalesef bu ihlaller gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülmekle birlikte, kadınlar dünyanın bütün ülkelerinde fiziksel ve psikolojik şiddet tehlikesi altında yaşamaktadır.

Şiddet denince aklımıza ilk  gerek ekonomik gerekse sosyo-kültürel açıdan zayıf kalan ülkeler akla gelir. Oysa şiddet ile ilgili bölgesel örnekler incelendiğinde şiddet eşittir geri kalmış ülkeler çıkarımı basit bir ön yargıdan ibarettir.  Örneğin; Almanya'da yılda ortalama 15 bin kadın, şiddet gördüğü gerekçesiyle evini terk ederek, kadın sığınma evlerinde yaşamaya başlamaktadır.

Erkek ve kadın kavramı üzerinde yoğunlaşarak eğitim-öğretim süreci şekillenmeye devam ettikçe şiddet toplumların acı gerçekliği olarak kendini hissettirecektir. Acı ama gerçek!! 

Modern toplum ve hırpalanmış duygular.

Artan cinayetler ile birlikte sosyal medyada fırtınalar koparan onlarca sözüm ona sanatçı.

Peki, onlara şu soruyu sormak gerekmez mi?

Kadını cinsel obje olarak öne çıkaran siz değil misiniz?

Neden izlenme rekorları kırmak için çekilen sahnelere kadın kurban ettiniz?

Erkeği fiziksel güç kadını cinsel obje olmaktan öte görmeyen senaryolar bu topluma sizlerin elleriyle dayatılmadı mı?

.....

Şiddet tek başına bir sebep ile açıklanacak kadar sıradan bir olay değildir. 

  • Biyolojik Faktörler
  • Psikososyal Faktörler
  • Sosyoekonomik Faktörler
  • Psikiyatrik Faktörler
  • Diğer Faktörler (madde kullanımı sonrası sinir sisteminin bozulması, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) varlığında saldırgan davranışların ve şiddet eğiliminin arttığı söylenebilir.

Şiddetin Temelinden Yatan Psikolojik Gerçeklik Nedir? 

Şiddet, bir imdat çığlığıdır; yönünü bulamamış bir ruhun çıkış yolu olarak seçtiği. Şiddet, “ben varım” demenin başka bir yoludur, bunun için bir başka yol bulamamışların başvurduğu kaçış yöntemidir. Şiddet bir yas tutma biçimidir, kendini kaybetmiş bir ruhun kendi kaybına duyduğu öfkenin dışa vurumudur. Şiddet bir öç alma biçimidir, kişinin kendi sahip olmadıklarına sahip olanlardan aldığı öç, sahip olmadıklarından dolayı öncelikle kendisine duyduğu öfkenin dışa vurumudur. Şiddet güçsüzlerin gücüdür, sonuçları kendini de başkalarını da inciten zihinsel dengenin yetirilme hâlidir. Şiddet göz ardı edilenlerin, dikkate alınmayanların isyanıdır...

A-Davranışçılar Göre: 

Şiddet davranışının kökeninde öğrenme vardır.  Davranışçılara göre, insanı doğuştan gelen eğilimler değil, yalnızca çevrenin etkisi biçimlendirir. Şiddet de öğrenilen bir davranıştır. 

Örnek: Annesi şiddet gören bir çocuk iki yönlü şiddeti öğrenmiş olur.

Örnek1- Büyüdüğünde tıpkı babası gibi sorunlarını şiddet yoluyla çözmeye çalışır.

Örnek2- Annesi sürekli babası tarafından şiddete uğrayan bir kız çocuğu büyüdüğünde babası gibi şiddet kullanan bir bireyi eş olarak seçer. Şiddet ten beslenen birine yakınlık duyar. Çocukken öğrendiği davranışı başkasına karşı olmasa da kendi dünyasında kendisine yansıtarak yeniden yaşar.

Öğrenme sonucu davranışa dönüşen şiddet farklı yollardan ortaya çıkar. Bazen kendi bedenine karşı saldırgan tavırlar ortaya koymak şeklinde gerçekleşir.

Örneğin, vücuduna zarar verme (etini cimcikleme, vücuduna jilet atma...)

Bazen ise doğrudan kendisi dışında başka yöne yansıtma yoluyla ortaya çıkar.

Örneğin, Eşini dövme, çocuğunu dövme, yönettiklerini mobbing ve benzeri yöntemlerle denetim altına almak gibi... 

B-Engellenme ve Saldırganlık Varsayımı: 

Şiddetin ortaya çıkması ile ilgili bu varsıyıma göre saldırganlık bir içgüdü değildir.

Burada iki yönlü bir durum karşımıza çıkar.

1- Çocukluk Dönemi İle ilgili Engellenme-Saldırganlık. 

Bireyin büyüme sürecinde yakın çevresindekiler, onun birçok davranışının önüne engeller koyar. Birey bunlara gücü yettiğince direnir; ama gücünün yetmediği yerde kabul etmek, ortama uyum sağlamak gibi, aslında dışlanmamak için yaptığı davranışlar sergiler. 

Bu tip kişiler çoğu zaman şöyle konuşurken duyulur: “Öfkeliyim ama neden olduğunu bilmiyorum”, “Sıkıldım ama ne istediğimi bilmiyorum”, “En ufak şeylere bile kızar oldum”. Bu durum genelde, bireyin yaşamak isteyen tarafını baskılamasının sonucudur.

Bu tür davranışlara sahip olan bireylerde öfke kontrolü güçtür. 

2- Yetişkin Olunan Dönem İle İlgili Engellenme-Saldırganlık.

Şiddet engellenmiş bir duyguya tepki olarak ortaya çıkar. Yani, bireyin amaç yönelimli davranışı engellendiğinde, saldırgan bir güdü ortaya çıkmaktadır. Hedefe koşarken engellenme.

Örnek:

  • Hak ettiğini düşündüğü halde memur olmayan bir bireyin saldırgan davranışlar ile kendini ailesine ve çevresine kabul ettirmeye çalışması.
  • Çalışarak almaya hak kazandığı maaşını alamayan bir çalışanın iş yerini dağıtması.
  • Uzun süre yaşadığı bir birliktelikten aldatılmak şeklinde yalnız bırakılan bir bireyin daha sonraki birlikteliklerini bir öç almaya dönüştürmesi. Birlikte olduğu ya da evlendiği kişiye şiddet uygulayarak uğradığı haksızlığı bastırmaya çalışması.

C- İç Güdüler:

Şiddet kavramı doğuştandır. Birey şiddet davranışına doğuştan sahiptir.  Başta içinde bulunduğu aile olmak üzere sırasıyla mahallesi, şehri, ülkesi... Yani bulunduğu coğrafyanın ekonomik gelişmişliğine, sosyo-kültürel gelişmişliğine göre olumlu ya da olumsuz yönde ortaya çıkar.

İçgüdüler şiddet kavramının temel sebebidir. Normal dışı davranışların gelişmesi basitçe şu şekilde gelişir;  0-6 yaş döneminde doğal istek ve eğilimleri bastırılan ve cezalandırılan birey, ergenlik döneminde de aynı tutumlarla karşılaşır ve doğal güdülerini (yaşam içgüdüsü ve ölüm içgüdüsü) toplum tarafından kabul edilebilir yollarla (ressam, polis, asker, kasap, boksör olmak gibi) doyuma ulaştırmayı başaramazsa normal dışı davranışlar geliştirir.

Eğer doğru bir şekilde duygu ödüllendirilmez ve kontrol edilmez ise şiddet olarak ortaya çıkar. 

Örnek1; Bir ressamın doğadaki süreci kâğıt üzerine aktararak bu süreci “öldürmesi” gibi. Ressam böylece, doğuştan getirdiği saldırgan ya da cinsel eğilimlerini, toplum tarafından kabul görecek biçimde ifade etmektedir. Bunu başaramayanlar, toplum tarafından kabul edilmeyen şiddet içerikli davranışlar gibi farklı mekanizmalara başvurabilmektedir.

Örnek2; Bulunduğu sınıfta dersleri ile dikkat çekmeyi başaramayan bir öğrencinin sevilmiyorum, önemsenmiyorum  gibi çıkarımlar yaparak saldırgan tavırlar ortaya koyma yoluyla kendini kabul ettirmeye çalışması.

Örnek3; Sevilmediğine ve istenmediğine inanan bir çocuk, diğer çocuklara zorbalık ederek ezikliğini giderebilir, güvensizlik duyguları içindeki bir diğeri bütün davranışlarını diğer insanların ilgisini ve onayını sağlayabilme amacına yöneltebilir.

Sonuç: 

"Bugünün çocuğu yarının katili."

Unutmayalım!

Her canlı bombanın, her seri katilin, her Hitler'in, her işgalci Siyonist'in, her zorbanın ve her fiziksel gücü her şey sanan aşağılık kompleksi sahibi varlığın bir annesi bir babası vardır. Ve eğitim aldığı öğretmenleri vardır. Örnek aldığı yöneticileri- aydınları vardır...

Şiddete dur demek elimizde insanlık onuruna yakışır yarınlara.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları