Çocuk Esirgeme Kurumu ve Mirasımız




Bir kurum düşünün, 100 yılın ötesinde bir geçmişi olsun. Kökünde, savaşın acılarını ve travmalarını yaşayan çocukları korumak, toplum adına yetiştirmek ve bu topraklara yararlı bireyler olarak geri göndermek olsun. 

Bir kadim kültürün geleneği ve iradesi karşımızda insanlık dersi olarak duruyor. Çocuk Esirgeme Kurumu. 

Cumhuriyetle birlikte yeniden güçlenen bu irade, artan bir kararlılık ile yoluna devam ediyor. 

Yazarken bile heyecanlandığım, zaman zaman yüreğimin çarpıntısı ile kalemimin ritminin buluştuğu özel bir paylaşım oldu bu yazım benim için. 

Önce ilerleyen satırları kolaylaştıracak bazı küçük bilgiler verelim. 

Tıfıl sözünü hepimiz duymuşuzdur. Genellikle ergenliğe henüz girmemiş veya girmek üzere olan küçük çocukları tanımlarken söyleriz değil mi? İşte bu “tıfıl’ın çoğulu etfal” oluyor. Yani çocuklar anlamını taşıyor. 

Şişli Etfal Hastanesi vardı mesela. Çocuk hastanesi demek. 

Şimdi dönelim konumuza. 

Savaşlar, toplumsal trajediler her yaştan insanın ruhunda ve bedeninde derin yaralar açar. Ama hayata henüz merhaba demiş minicik yavruları bir başka etkiler bu acılar. 

Bir derin çizik yapar adeta ruhunda ve yüreğinde. Kapanmaz o yara ölene kadar. Çocuktur çünkü onun adı. Şifresinde kötülüğe dair hiçbir kod yoktur henüz. 

Savaşlar, ahhh savaşlar. Sonuçları acı, gözyaşı yüklü sahneler. 

Osmanlı 2. Meşrutiyet döneminde, cephede savaşan yiğitlerin geride kalan çocuklarına sahip çıkmak için “darüleytamlar” kurmuş. 

Bu bakış açısı, Osmanlıyı en zor dönemlerinde dahi tarif etmek için çok önemli ve anlamlıdır. İnsana ve onun geleceğine devletin sahip çıkışının somut göstergesidir. 

Giden gider, kalan sağlar bizimdir anlayışı değil, gidenin de kalanın da emaneti baş üstündedir inancı hakimdir hep. Bu inanç ve kararlılık Cumhuriyet döneminde de devam etmiş. 

Dar Arapçada ev, eytam ise yetimler anlamına gelir. Bugünkü tabirle yetimhane şeklinde düşünebiliriz. 

Memleket dahilinde açılan bu kurumlar yetersiz kalınca, 1908 yılında Kırklarelinde Himaye-i Etfal Cemiyeti kurulmuş. 

Bir süre sonra tüm ülke genelinde, padişahın kamu yararına çalışan cemiyet ünvanı verdiği bir dernek olarak faaliyet yürütmüş. 

1921 yılına kadar bu şekilde gelinip, bu işin başını çekenler Kurtuluş Savaşı nedeni ile Anadoluda mücadele için görevler alınca, yine aynı tarihte ve aynı isimle Ankara’da, Hakimiyet-i Milliye Gazetesinin bir odasında tekrar aktif hale getirilmiş cemiyet. 

Himaye-i Etfal ismi günümüze ışık tutar niteliktedir. Türkçemize çevirisi Çocuk Esirgeme Kurumu şeklinde olmuş. 

Ankara’da bu işe sahip çıkan kurucuların çoğu aynı zamanda dönemin milletvekilleridir. 

Meclis Başkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün de desteğini alan cemiyet üyeleri, çalışmalarını zor şartlara rağmen, büyük emeklerle yürütmüşler. 

Önce Kırklareli, sonra İstanbul derken, artık Ankara merkezli, yerleşik bir cemiyet olarak çalışmalarını hızlandırmış. 

Geçen süreçte Kurtuluş savaşı verilmiş, çok engeller aşılmış. 

1924 yılında süt dağıtımı, 1927’de anne ve çocuklar için sıhhi banyolar, 1928’de çocuk bahçeleri,1929’da diş tedavileri, aynı yıl bu çocuklara bakmak için çocuk bakıcı okulunun açılışı, zamanın ötesinde bir ufkun ürünüdür. 

Yeni adıyla, Çocuk Esirgeme Kurumu 1937’de Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına çalışan dernek vasfını almış. 

1961’de çıkan bir kanunla kısa süreliğine derneğin idare heyeti Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca atanarak devam ettirilmiş. 

Bu süreç aslında, bu hizmetlerin bir sivil toplum kuruluşundan evirilip, devletin bir organı olma yolunda ilk adımı olmuş. 

1980 askeri darbesinden sonra, dernek feshedilmiş, resmi gazetede yayınlanan bir kanunla, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı, SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU haline gelmiş. 

1991’de ise kurum aynı isimle Başbakanlığa bağlanmış. Bugünkü kurum çalışanlarının en eskileri, kısaca SHÇEK denilen Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun ilk işe girenleridir. 

O dönemden sonra, bir SHÇEK kültürü oluşmuş, geçen yıllar içerisinde güzel ve derin bir kurum hafızası  yerleşmiş. 

İlginizi çekeceğini düşündüğüm bazı isimler var. İlk Başkan Dr. Mehmet Fuat Umay 1921’den 1948’e kadar görev yapmış. 

Daha sonra Dr. Muzaffer Canbolat, Osman Şevki Çiçekdağ, Osman Rafet Aksoy, Dr. Galip Göker, Av. Emin Halim Ergun ve Ali Rıza Zorluoğlu görev almış bu güzel oluşumda başkan olarak. 

Sözü uzatmadan günümüze bir el uzatalım. 2011 yılında kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bünyesine Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunu katmış. 

2021 itibari ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet yapan, geçmişi emek ve ter dolu bir birim olmuş.

Şu anda çocukla ilgili yapılan yüzlerce güzel iş, proje ve atılımı yazımın konusu bu olmadığı açmıyorum. Ama inanın çok büyük ve önemli hizmetler yapılıyor. 

Çocukla ve çocuğun sorunları ile uğraşmak, geleceğimizle ve geleceğin sorunları ile uğraşmak demektir. 

Başka kurumlar ve birimler varken, neden çocuk kurumu ile ilgili bir yazı yazdın diye sorabilirsiniz. 

Osmanlının son ve en zor döneminden başlayıp, cumhuriyetin yokluk içindeki ilk yıllarında bile, bizim milletimiz çocuğa, çocuğun yoksunluk ve yoksulluğuna dair her şeye büyük önem göstermiş. 

Bu bir vizyondur. Buna dikkat çekmek istedim. 

Ayrıca Osmanlıdan bize intikal eden Kızılay gibi kurumların yanında, aynen onlar gibi, Çocuk Esirgeme Kurumu kültürünün toplum içinde de yerleştiğini, eskisinden çok daha fazla bir istek, katkı ve motivasyonla bu işlere sahip çıkıldığını tekrar ifade etmek istedim. 

Çocukla gülen, engelli ve yaşlısı ile değer bulan, kadın ile şahsiyet kazanan nice emek dolu yıllara. 


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları