Ellere Yok da, Bize Var mı?




Ülkemiz Hekimleri, dünya hekimleri arasında maaşta son sıralarda iken, iş tazminat ödetmeye gelince ilk sıralara çıkartılıyor. Ya şiddete ne demeli! Hakaret işitmediğimiz gün yok. Akşam eve gittiğimizde fiziksel şiddet görmediğimize seviniyoruz. 

Diyeceksiniz ki BEYAZ KOD ver. Beyaz kod verince başıma/başımıza gelecekleri sıralayayım. Emniyet görevlileri gelecek ve karakola davet edecek. Nöbetçiyim yarın geleyim, yerime bakacak doktor yok, diyeceğim. Memurlar anlayışla(!) karşılayıp, tamam yarın gel diyecekler. Ertesi günü yorgun argın veya ertesi gün akşama kadar çalışmaya devam edeceksem, resmi izin alıp karakola gideceğim. Bu arada benim işlerim bir başka hekim arkadaşıma kalacak. Yerime bakan arkadaşım iki kişilik iş yapmaya çalıştığı için, bazı işleri yetiştiremeyecek, hakaret işitecek veya CİMER/SABİM şikâyetine maruz kalacak. Daha sonra dava açılacak ve tebligat gelecek. Dava günü, mahkeme binasında hazır olacağım. Hâkim ve Savcılar geç gelecekler. Ancak, hastanelerde olduğu gibi, bağırıp çağırmayı geçtim, hiç kimsede ne bir öfke belirtisi, ne bir serzenişte bulunma görmeyeceğim. Ben de tüm duyarlı(!) halkım gibi saatlerce bekleyeceğim.

Bu arada karşı taraf da mahkemede olacak ve gözleri ile sürekli beni süzecek. Dava dosyasında adresimde yazılı olduğu için, acaba aileme bir şey yaparlar mı diye içimi bir korku saracak. Karşı taraf sürekli beni süzerken, muhtemel aklımdan geçenleri anlamış gibi, tehditkâr şekilde kafa sallayacak. Yüzümün her milimetresini kafasına kazıyacak. Tamam, bana ne yaparlarsa yapsınlar, ama aileme dokunmasınlar diye dualar edeceğim.

Geçte olsa dava başlayacak. Biraz önce şahin bakışlara bakan, tehditkâr hareketleri olan karşı taraf birden değişecek. Süt dökmüş kedi gibi, masum, mazlum hale bürünecek.

Neyse, içim sıkıldı. Anlatırken bile yaşadığım Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ-x) en üst puana çıktı. Sadece beyaz kod sonrası yaşadıklarım değil, her baktığım hasta da benim ASÖ-x puanımı tavana zıplatıyor. En korktuğum söz; hastaneye gelince ‘Dün baktığın hasta var ya…’ diye başlayandır. Başımdan aşağı kaynar sular değil, resmen kezzap dökülür. Birde SARI ZARF gelirse, Tıp Fakültesi yazdığım güne lanet okumaya başlarım. Önce hastanın evraklarını bul, savunma yaz. Offff, of! 

Neden sadece bu malpraktis bize?

Türkiye’de hâkim ve savcıların verdiği hatalı kararlar, doğru kararlardan kat be kat fazla olduğu bir gerçek. Bu gerçeklik insanların ‘SOSYAL MEDYA ADALETİNE’ sarılmalarına neden olmakta. Her gün gazetelerde ‘Gelen tepkiler üzerine tekrar tutuklandı. Gelen tepkiler üzerine salıverildi’ haberleri okuyoruz.

Diyeceksiniz ki, istinaf var, Yargıtay/Danıştay var. İyi de verilen hatalı karar neticesi masumun veya suçtan zarar görenin ve ailesinin yaşadıkları sıkıntı, stres, korku, öfke ne olacak! 

Benim maruz kaldığım davada üç tane ayrı ayrı bilirkişi raporunun tam aksine karar verildi. Sonra buna takdir hakkı deniyor. Oysa bu olaya benzer bir şeyi bir hekim yapsa! Örneğin, bir hastamda kanser olabileceğini düşünsem ve gerekli tetkiklerini yaptırsam. Tüm tetkik sonuçları ‘Hastanın kanser olduğunu dair her hangi bir bulgu yoktur’ olarak gelse ve ben bunlara rağmen hastaya ‘Kanser’ tansısı koysam, ne olur? Tabi ki! Herkes kesinlikle beni suçlar. Hatta dava edilir ve en yüksekten MALPRAKTİS CEZASI alırım. Ödeyeceğim tazminat ailemin geleceğini, çocuğumun rızkını yok eden bir miktar olur.

Hukukta nasıl oluyor, peki! Savcılık makamı yanlış bilgi ile cezalandırma ister, takdir hakkı olur. Hâkim tüm delillerin tersine karar verir, takdir hakkı olur. Hiç bir yaptırım uygulanmaz. Dediğim gibi aynı hatayı bir hekim yapsa sürüm sürüm süründürülür. Yaşamının bundan sonrasını açlık ve sefalet ile geçirmek zorunda kalır.

Ben kendim yaşadığım için hukuktan örnek verdim ancak sadece hukukta değil, Sağlık sektörü dışındaki tüm çalışanlarda hata yapınca hiç bir yaptırım uygulanmaz. Varsa da ben yarım asırlık hayatımda duymadım, görmedim.

ELLERE YOKDA, BİZE VAR Mİ? VAAAR Mİ! 

Gurup Vitaminin 90’lı yıllarda, , ‘ELLERE VAR DA, BİZE YOK Mİ’ şarkısı müzik piyasasını sarsmış, dillere pelesenk olmuştu. Şimdi benim dilimde bu şarkının ‘cover’ı’; ELERE MALPRAKTİS YOKDA, BİZE VAR Mİ! 

Ne acıdır ki,  son yıllarda hangi genç hekimi görsem yabancı dil çalışıyor. Hangi hekimle konuşsam yurt dışına gitmek istiyor. Ve maalesef batıya, adil olan, eğitimli insana değer veren ülkelere beyin göçü başlıyor. En zeki, en parlak, en yetenekli insanlarımızı kaptırıyoruz. Bize de yurtdışında yaşayan ve başarılar kazanan Türkiye kökenli bilim insanları ile övünmek kalıyor. 

Bu gençler kolay mı yetişiyor! Artık bu gidişe ‘DUR!’ diyelim. Önce adaleti, uluslararası, tam bağımsız, herkese eşit adaleti tesis edelim. Ayrımcı, aşağılayıcı, hakaret edici dili bırakıp, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, birlik olmak için politikalar geliştirelim. Liyakate dayalı görev ve görevde yükselme inşa edelim.

İşte o zaman sözde değil gerçekte ‘Tersine göç’ olacaktır. Kaybedecek vaktimiz yok. Haydi, herkes elini taşın altına koysun! Güzel günler gerçeğimiz olsun!


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları