Hayat Radonsuz Daha Güzel




Bir çoğumuz kapalı mekanlarda, büro tipi ortamlarda çalışıyor, sonra yine kapalı mekanlar olan evlerimizde dinleniyoruz.

Dünyanın gidişatına bakılırsa, köyden kente göçler devam ettikçe, kapalı mekanlarda geçirdiğimiz süreler artacak.

Umarım kentten köye göç olgusu dünyada yeni “trend” olur ve biz açık alanlarda insanların çalıştığı, daha çok vakit geçirdiği doğal ve temiz bir çevreyi konuşuruz.

Neyse, imkansız değil ama küresel ölçekte bir dönüşüm gerekiyor.

Başlığımızdaki Radon gazı ile bağlantısını merak edenler için devam edeyim hemen.

Bu Radon gazı enteresan ve tehlikeli bir madde. Dünya kurulduğundan beridir var olan ama etkileri yeni yeni anlaşılan bir soy gaz.

Dünya Sağlık Örgütü 1993 yılında, üye ülkelerine kanserojen olduğu kabul edilmiş olan Radon gazının, sağlık üzerine etkilerini kontrol altına alma yolunda ilk resmi çağrısını yaptı. Bu tarihe kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar olsa da resmi bir kabul ve çağrı olmamıştı.

Eczacılık fakültesinde okurken, bize kimyanın her çeşidini öğrettiler. Organik Kimya, Analitik Kimya, Farmasötik Kimya, Genel Kimya …. Radon’u o yıllardan iyi biliyorum aslında. Ama sadece kimyasal olarak.

Toprakta ve kayaç yapılarda bulunan uranyum’un radyuma dönüşmesini ve oradan da Radon gazı olarak yol bulduğu her yere girmesini, sizin için sade bir bilgi olarak verebilirim.

Toprakta, suda, hatta doğalgazda bile var.

Durun, hemen panik yok. Çünkü belli dozun üzerine çıkmadıkça ve açık havada oldukça, çok da büyük risk gözükmüyor.

Ama, binalarda, temelden itibaren, toprak kasımlarda ve su yollarında bodrumlar başta olmak üzere yukarılara doğru çıkan, yayılan Radon gazı miktarının olduğu da bir gerçek.

Radon, kokusuz, renksiz, tatsız bir gaz olduğu için solunurken fark edilemiyor.

Kapalı mekanlarda havalandırma yetersiz ise, ciddi biçimde birikip, ortamda yaşayan insanlar için sağlık tehdidi oluşturabiliyor.

Binalar yapılırken kullanılan, tuğla, kiremit, beton vs her türlü maddenin de radon gazı üretme potansiyelleri var.

Bunlardan ölçümler esas alınarak, en az radon üretme potansiyelleri olanlar, bina yapımlarında tercih edilmeli.

Sizi sıkmadan, küçük ama önemli teknik bilgiyi de vereyim.

Bina içinde veya kapalı ortamda biriken radon gazı, zaman geçtikçe radyoaktif dönüşüme uğrar. Dönüşüm ürünleri gaz değil, katı parçacıklar oluyor. Bu parçacıkların bir bölümü havadaki tozlara ve su damlacıklarına yapışarak, soluduğumuz havayla doğrudan akciğerlerimize iniyor.

Bunlar katı parçacıklar ama, radyoaktif ışıma yapıyorlar. Akciğerlerimize indiklerinde, yaptıkları bu ışımalarla, akciğer hücrelerinin DNA zincir yapısını bozuyorlar. Vücut bu bozuk zincirleri tamir etmeye çalışırken, sürekli radon gazına maruz kalıyorsak, onarılamayan bir çok hücre bir araya gelerek tümörleri oluşturuyorlar. Alın size işte akciğer kanserinin öncülleri.

Bazı bilimsel yaklaşımlar, radon düzeyi fazla olan binalardaki radon gazı seviyesi azaltılırsa, akciğer kanseri nedeni ile ölenlerin sayısında %4’e varan oranda azalma olacağını söylüyor. Ben bu rakamın daha fazla olduğunu tahmin ediyorum.

Dünya Sağlık Örgütünün raporuna göre dünyadaki akciğer kanseri vakalarının % 15’i radon gazı kaynaklı.

Radonun nasıl bir şey olduğunu daha iyi idrak ettik sanırım. Sigaradan sonra akciğer kanserlerinin en büyük nedeni.

Peki, bu kadar yazdık çizdik, zararlarını anlattık, çözüm nedir?

Binaların toprakla ve suyla temasına izin vermeyecek şekilde temelden izole edilmesi aklıma gelen ilk çözüm.

Radon, su ve doğalgaza da karışabildiği için, binaların yapım aşamasından sonra da, bu konuda çatlak, açık veya arızalı boruların olmaması da önemli.

Ortamda ne kadar radon gazı var ve sağlık açısından riskli mi sorusunun cevabı için, ortalama 90 gün boyunca devam eden bir süreç içinde ölçümler yapılabiliyor. Eğer sınır değerler aşılmışsa, yapılabilecek teknik önlemler gayet mevcut.

ABD, İngiltere, Norveç, İsviçre gibi ülkelerde, ev alım satımlarında radon gazı ölçümleri de yapılmaya başlanmış duyduğum kadarı ile.

Hasta Bina Sendromu duydunuz mu hiç? Evet, binalar da hasta olur ve sonra da sizi hasta eder. Etkin havalandırma sistemleri olmayan, kirli halı ve kilimlere sahip olan binalar genellikle hasta bina olarak tanımlanıyor. Üstüne bir de radon gazı birikmesi varsa risk büyüyor sağlık açısından. Bu tür kapalı ortamlarda çalışanlarda, cilt şikayetleri, halsizlik, konsantrasyon bozuklukları, baş ağrısı gibi şikayetler görülebiliyor.

Sözümüzün son kısmında, çok pratik ve altın bir tavsiyede bulunayım. Kapalı ortamlarda çokça bulunuyorsanız, sık sık havalandırın. En kolay ve hemen yapılabilecek tedbir bu. Temiz hava ile daha çok vakit geçirmeye çalışın.

Sağlıklı günler dilerim.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları