Su Ah Su




Su canlı olan ne varsa yaşaması için en temel maddelerden biri. 2010 yılında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu suyu ve suyla birlikte temizlenmeyi bir insan hakkı olarak tanıdı.

Buna göre, herkes kişisel ve evsel kullanım için yeterli ve ulaşılabilir şekilde su hakkına sahip.

Kirlenmiş suyu içer veya kullanırsanız ne olur?

Kolera, ishal, dizanteri, hepatit A, tifo ve çocuk felci gibi bir çok hastalığa yakalanabilirsiniz. Geçmişte bu saydığım rahatsızlıklardan dolayı milyonlarca insan öldü.

Hala, dünyada 2,1 milyar insan temiz su kaynağına ulaşamıyor. Neredeyse 1 milyar insan içebilecek temiz su bulamıyor.

4 milyar insan senede en az 1 ay şiddetli su kıtlığı yaşıyor.

Bütün bunlar su açısından dünyanın mevcut halini ortaya koymaya yeterli sanıyorum.

Dünya Sağlık Örgütü, günde yaklaşık 22 litre suyun, insanların temel kullanım ve temizlik ihtiyacını karşılayabileceğini söylüyor. İnsanca yaşamanın asgari miktarı bu.

5 dakika duş alırken harcanansu miktarı, 4 kişilik bir aile için ortalama 60 litre.

Bir tarafta içme ve kullanım dahil, günlük 22 litre suyun yeterli olduğunu söyleyen bilimsel gerçek, diğer tarafta 5 dakikada bunun katlarını harcayan bir alışkanlık.

4 kişilik ailenin her ferdi duş süresini  sadece 1 dakika kısaltsa, yılda 18 ton su kurtarır.

Biliyor musunuz, kullanılmadığı halde açık bırakılan su harcaması senede kişi başına 12 ton.

Damlayan bir musluk, haftada 90 litre kadar su akıtabiliyor.

Dişlerimizi fırçalarken musluğu açık bırakmak, dakikada 9 litre kadar suyun boşa gitmesine yol açabiliyor.

Gelelim ülke bazlı bir tespit yapmaya.

Kişi başı düşen yıllık su miktarı 1.000 metreküpten az olan ülkeler, su fakiri olarak kabul ediliyor.

Türkiye’de bu rakam 1.500 metreküp civarında. Yani sınırdayız, çok dikkatli olmalıyız.

Şimdi diyeceksiniz ki, 3/4'ü deniz ve su olan bir dünyada su kıtlığı ne demek?

Evet mantıklı bir soru. Eğer denizlerdeki su tuzlu olmasaydı ve bunun arıtılması çok zor ve maliyetli bulunmasaydı, dünyanın su diye bir sorunu olmayabilirdi. Ama astarı yüzünden pahalı deriz ya, bu iş tam da öyle bir şey.

Kısacası dünya, su sorunu sürekli gündemde olacak bir yer artık.

Şimdi size ülkemiz için bazı bilgiler vereceğim.

Bildiğiniz gibi, su ile ilgili hizmetlerde merkezi idarenin yanında, belediyeler de başat rollerde.

1389 belediyemizden 1387 adedi içme ve kullanım suyu şebekesi ile hizmet sunuyor. (2020)

Ülkemiz açısından göğsümüzü kabartan bir çıtadır bu. Vatandaşa içme ve kullanım suyu sağlamak için organize olmuş ve bunu rutin bir iş olarak yapan bir sistemden söz ediyoruz.

Bu net şekilde gelişmişliğin göstergesidir.

Belediyeler, 2020’ de su kaynaklarından içme ve kullanma suyu şebekelerine 6,5 milyar metreküp su çekti.

Bunun %40,9’u barajlardan, %29,3’ü kuyulardan, %15,6’sı kaynaklardan, %10,1’i akarsulardan, %4’ü göl, gölet veya denizlerden gelmiş.

2020 yılı itibari ile, nüfusun %98,8’ine içme ve kullanma suyu şebekesi ile hizmet ulaştı. Hala gelişmiş denilen ülkelerde bile bu işin bizdeki kadar güzel idare edildiğine çok kani değilim.

Yine ülkemizde kişi başına bazı rakamlar vereyim.

Belediyelerimizin çektiği suyun günlük ortalama kişi başına düşen miktarı 228 litre.

Kentte yaşayan bir insanın, temizlik, yemek, evsel kullanım gibi kişisel gereksinimleri de dahil, konforunu sağlayacak şekilde belediyelerce ortalama tüketim miktarı olarak ayrılan payın 200 litre olduğu göz önüne alınırsa (asgari miktar 22 litre yukarıda belirtmiştim), iyi durumda olduğumuz söylenebilir.

Belediyenin kişi başı çektiği su İstanbul için 190 litre, İzmir için 221 litre, Anakara için 246 litre gözüküyor.

Evet sanırım bu kadar teknik ve istatistiki bilgi yeterli oldu.

Eskiler "su gibi aziz ol" derlerdi birine teşekkür ederken. Su her zaman, fiziki ve manevi dünyamızda büyük öneme sahip olmuş.

Allah’ın insanlığa verdiği en güzel ve en önemli nimetlerden biri.

Mevlanın bize sunduğu her nimet, aynı zamanda bir emanet. Emanete hıyanet etmemek, ona iyi bakmak ve ihya etmek de insanlığın ve Müslümanlığın ilk gerekliliklerinden biri.

Bunlar öyle emanetler ki, ona iyi bakmadığımız zaman, onu bize verene değil, bizzat kendimize kötülük etmiş oluyoruz.

Hava, su, yeşillik hep böyle değil midir?

Ve insanoğlu bu emanetler konusunda hiç de iyi bir karneye sahip değil. Akıllı olduğunu düşünerek, kendince daha iyi yaşamak için ürettiği zehirlerle, bu nimetlere, emanetlere büyük zararlar veriyor.

Oysa bize verilen aklı, onu bize verenin mesajlarının süzgeçinden geçirerek kullanmayı başarabilsek, daha iyi bir hayat için dünyadaki doğal kaynakları mahvetmeye gerek olmadığını da kavrardık.

Su dedik. Başlıktaki sözümü tekrar ederek bitireyim yazımı. Su, ah su...

Sağlık ve afiyet dilerim.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları