Sessiz Çığlık




Gidenler gitti... Ne mi oldu?

“Giderlerse gitsinler!” şeklindeki yürek burkan cümle ve  pandemi sonrası Bakanlığın da unutup yanlız bıraktıktan sonra değersizleştiğini hisseden Türk hekimleri sessizce isyan etti. Neredeyse çocukluklarından beri birçok zorlukla ve yoğun disiplinle hazırlandıkları mesleklerini artık hak etmedikleri koşullarda yapmaktan vazgeçtiler belki de vazgeçirildiler... Yıllarca verilen emeğin artık meyvesini alacak Türk milleti ise kaybetti aslında. 

Önce onlarca sonra yüzlerce ve artık binlerce hekimimiz artık yurtdışında ve yabancılara hizmet veriyor.

Peki ne oldu?

Yurtdışına giden hekimlerimiz artık afet koşullarında değil insani koşullarda çalışabiliyorlar. Günde en fazla 15-20 hasta değerlendiriyorlar. Hastalarına gereken ve hak ettiği zamanı ayırabiliyorlar. Bu şekilde hastalar tekrar tekrar hastaneye gelmek zorunda kalmıyor. Belki işi hızlı bitmiyor ama sonuca ulaşılıyor. Çözüm geçici değil kalıcı oluyor. Hasta da memnun oluyor hekim de... İş yükleri azalmasına rağmen yeni gittikleri yerlerdeki hekimlerle kıyaslandıklarında fazla çalıştıkları dikkati çekmiş ve amirleri tarafından zorunlu kahve aralarını kullanmaları ve mesai saati sonunda işten çıkıp evlerine gitmeleri istenmiştir…  Türkiye ile kıyaslandığında çoğu zaman gün içinde tuvalete gidecek zaman bulamadıkları, düzenli yemek saatlerinin olmadığı, nadiren çay, kahve veya su içmeye çalıştıklarında bazı densizlerin “bizim hastamız ölürken bu çay içiyor” şeklindeki şiddet söylemlerine maruz kaldıkları, dolayısıyla o çay veya kahvenin de yarım kaldığını düşündüklerinde alışık olmadıkları bu tavır bir taraftan onları onore ederken bir taraftan da şaşırttı.

Tüm bunlara ilave olarak gittikleri yabancı ülkelerde işi gücü olmayan ve vatanına milletine hayırsız serseri takımının canı istediğinde hiçbir ücret ödemeden doktora ulaşma, kurallara uymama, çalışanlara şiddet gösterme hakkı yok. Hiç bir tıp bilgisi olmayan insanların sağlık çalışanlarının işlerine karışma, emir verme, özel muamele isteme, beş yıldızlı otel konforu bekleme, kendi isteklerine göre sevk yaptırma, tıbbi işlem isteği yapma, yatış isteme, 112 ambulanslarını taksi olarak kullanma gibi akıl almaz hakları da yok. Üstüne üstlük tüm bu densizlikleri yapıp sağlık çalışanlarını keyfi olarak şikâyet edip, moral bozma ve zaten yoğun olan sağlık kuruluşlarının iş yükünü arttırmak gibi bir lüksleri hiç yok.

Şimdi nasıllar?

Gittikleri yerde saygı gördüler, kendilerini değerli hissettiler. O ülkenin doktorlarının beğenmediği, yetersiz bulduğu aylık kazançları ile işlerine yakın yerlerde müstakil bahçeli evlere aileleri ile yerleşebildiler. Bir kaç ay sonra arabalarını alabildiler. Çocuklarını ücretsiz olarak kimsenin öğretmenlere saygısızlık yapamadığı, kaliteli okullara veya işyerlerinin kreşine sıkıntıya girmeden verebildiler. Küfürsüz, şiddetsiz, kaotik olmayan ortamlara kavuştular. Yabancı olmalarına rağmen hor görülmediler ve saygısızlığa maruz kalmadılar. Bilgi ve beceri seviyelerinin çok yüksek olduğu ve çalışkanlıkları yabancıların dikkatinden kaçmadı, çalışmalarının sonucunu da hızla almaya başladılar. Evet, sonunda hak ettikleri koşullara kavuştular ama gönülleri tabi ki hala memleketlerinde… 

Gönül isterdi ki; hak ettikleri saygıyı görebilselerdi, uygun koşullarda çalışıp yine hak ettikleri maddi gelire kavuşabilselerdi, aileleri bölünmeseydi, yabancı bir kültüre uyum sağlamak zorunda kalmasalardı, bu koşullar ülkelerinde sağlansaydı ve kendi milletlerine hizmet verselerdi… 

Tarihteki çok ünlü bir sözü unutmayalım;

Bilim ve sanat değer görmediği yeri sessizce terk eder...


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları