Şehri Yönetmek İstiyorsanız Muhtarlığı Güçlendireceksiniz




Muhtarlık görevi yerel seçimlerde, Belediye Başkanları ve Belediye Meclis üyeleri ile beraber milletin oyu ile seçilen mühim bir vazifedir. 

Muhtarlar günümüzde, özellikle büyükşehirlerde daha da önem kazanan fonksiyonları sebebiyle, daha fazla yetkilendirilmeli ve imkân tanınmalıdır.

Muhtar mahalleyi en iyi bilen yönetici vasfı ile özellikle acil durum ve afet Yönetimi ile ilgili konularda, devletin belediyelerle beraber koordinasyon içinde olması gereken bir mahalli lider konumundadır.

Bu nedenle muhtarlık müessesini artık gereksiz görenlerin tam aksine, görev ve sorumlulukları, yetkileri artırılmalı, daha çok hizmet edebilmelerine olanak sağlanmalıdır.

Bu çalışmamızda mahallenin tanımı, muhtarlığın tarihteki durumu ve günümüzdeki uygulamalar ışığında verilere dayalı değerlendirmelerde bulunacağız.

Mahalle, Arapça “hall” kökünden gelmekte olup, “bir yere yerleşmek, inmek veya konmak” anlamındadır. 

Türkçemizde mahal sözcüğü yer, yöre, mevzi anlamına gelir. Mahalle ise, sürekli veya geçici olarak ikamet etmek için kurulan yerleşim birimi olarak ifade edilir.

Emevi ve Abbasi dönemlerinde mahalleler Reis ve Şeyh tarafından idare edilirdi. Reis’ i Vali atar, Şeyhler ise atanmasa bile hükümet tarafından fiili olarak tanınırlardı. Devlet bu ikisi aracılığı ile mahalleyi kontrol eder, dengede tutardı.

Selçuklular döneminde mahallelerin başında İğdiş bulunurdu. Her mahalle kendi İğdişini seçerdi.

Gelelim Osmanlı dönemine.

Yerel idare veya Belediyecilik anlamında, Osmanlı’nın kuruluşundan 1839 Tanzimat dönemine kadar bir kurumdan bahsetmek mümkün değildir.

Osmanlı’da İstanbul Merkez, diğer yerler taşra idi. Yerelde vakıflar ve loncalar etkin idi.

Yine Tanzimat’a kadar Osmanlı Mülki taksimatın Merkezin dışında, Eyalet, Sancak, Kaza ve Köydü.

Köy veya mahalleden önce olan Kazayı yöneten Kazaskerler (Kadıasker), kazaları Kadılar ile yönetirlerdi. Kadının İmam, Subaşı, Naib, Muhtesip, Naib ve Mimarbaşı gibi yardımcıları vardı.

(Rumeli ve Anadolu Kazaskerliği vardı.)

Bu yardımcılardan İmam mahallenin yöneticisi konumundaydı.

Osmanlı kent yönetiminde mahalle adeta devletin ve toplumun en somut ve yerel sembolüydü. Mektebi, medresesi, mescidi, meydanı, çeşmesi, kahvehanesi, pazarı, şifahanesi, aşevi ve hamamı ile sosyal bir bütünü ifade ediyordu mahalle.

O dönemden günümüze örneklik teşkil edecek birçok işlev görüyoruz mahalle algısında.

 Mahalle, sosyal ve fiziksel anlamda müslüman veya gayr-i müslimin gündelik yaşantısını bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde kurulurdu.

Osmanlı mahallesinin günümüze örnek olacak başka özelliği ise, mahallenin sınıf ve statü farkı gözetilmeksizin biçimlendirilmiş olmasıdır. Buna göre yapılan yerleşim planı, sosyal ilişkilerin daha sağlam ve kalıcı olmasına neden olmuştur. 

Bir paşanın konağının karşısında, bir evkaf katibinin küçük evi, İlmiye sınıfından bir efendinin kaşanesinin yanı başında mahalle suyolcusunun kulübesi bulunurdu. 

Mahalle halkı birbirleriyle her gün karşılaşır, selamlaştı, etiket farklılıklarına rağmen iletişim içinde olurlardı. Böylece mahalle, farklı statülerin bütünleşme alanı, aynı zamanda farklı din ve dillerin birlikte hayatlarını devam ettirdikleri yer, güvenin ve huzurun adresi idi.

Osmanlı’da dışarıdan birinin mahalleye gelip yerleşmesi de sanıldığı kadar kolay değildi. Mahalleye yeni birinin gelip yerleşmesi imamın iznine bağlıydı. Bu kişiye ya mahalle eşrafından birinin ya da imamın kefil olması gerekirdi. Böylece mahalleli birbirine dolayısıyla da imam bir anlamda mahallenin hepsine kefil olurdu. 

Bu zincirleme kefillik, mahalle içindeki birlikteliğin ve sosyal dayanışmanın bir göstergesi idi. İşte bu nedenle mahalle en güvenilir yerlerden biriydi. Osmanlı mahalle örgütlenmesinde var olan bu dayanışma; bir yandan devlete olan sadakat çerçevesinde toplumsal bütünlüğün çekirdeğini teşkil ederken, öte yandan da sosyal ayrışmayı ve sınıfsal farklılıkları önlemekteydi. 

Padişah Beratı ile vazife verilen İmamlar mahalle yönetiminden kadıya karşı sorumluydular. İmamlar, muhtarlık kurumu kuruluncaya kadar görevlerini sürdürmüşlerdir.

Mahalle yönetiminde “yiğitbaşı” veya “kethüda” imamın yardımcısıydı. 

Yine mahalledeki önemli kurumların başında gelen “ avarız akçası vakfı” çok önemlidir. Bu vakıf mahalledeki sosyal dayanışmayı sağlardı. Fakirliği, ihtiyaç sahipli olmayı kaynağında yardımcı olarak bitirip devlete en büyük desteği sağlayan işlevleri vardı. 

Bu vakıf, hayırsever vatandaşların taşınmaz veya nakit yardımları ile mahallelinin ortak ihtiyaçlarını karşılamaya dönük bir kaynak oluştururdu. 

Cami, mescit, mektep, çeşme, suyolu gibi yapıların yapımı ve onarımı, ısıtma ve aydınlatılmasının sağlanması; imam, müezzin ve muallim gibi görevlilerin ücretlerinin verilmesi bu vakfa ait nakit paradan, ihtiyaç sahiplerine, borç verilerek sosyal yardımlaşmanın en güzel örnekleri sergilenirdi. Bu vakfın mütevellisi, yöneticileri mahallede yaşamaktaydılar.

1826’ da Yeniçeri Ocağının kaldırılmasının ardından, ekonomik bozulmanın İstanbul’da oluşturduğu asayiş sorunlarını çözmek için ilk muhtarlık teşkilatı oluşturulmuştur. Bilad-ı Selase (Galata, Üsküdar, Eyüp) olarak isimlendirilen bu ilçelerde muhtarlıklar kuruldu.

1854’ de İstanbul Şehremaneti kuruldu.

Daha sonra İstanbul’da 14 daire belirlenip her birinin belediye olması planlandı. Bunlardan sadece 6.Daire-i Belediye olan azınlıkların çok olduğu Galata ve Beyoğlu bölgesini kapsayan belediye kurulabildi.

1864 yılında Vilayet Nizamnamesi ile Muhtarlık Kurumu hukuki dayanak kazandı.

1913 yılında artan merkeziyetçi eğilimlerin etkisi ile muhtarlık hukuken kaldırılmış, gönüllülük esasına göre devam etmiştir.

Cumhuriyet kurulduktan sonra 1924’ de Köy Kanunu ile Mahalle Muhtarlığı un görevleri düzenlendi.

1930’ da 1580 sayılı Belediye kanunu ile mahalle ilk kez yasal dayanağı kavuştu. Ama 1933’ de Mahalle Muhtarlığı yeniden kaldırıldı.

1944 yılına gelindiğinde Muhtarlık yeniden tesis edilmiştir. 

1984 ile beraber Mahalle Muhtarlığı seçimleri yerel yönetimlerle beraber yapılmaya başlandı. Süresi de 5 yıl olarak belirlendi.

2004’ de 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu yürürlüğe girdi.

2005’ de kabul edilen 5393 sayılı Belediye yasası ile 1930 yılının ürünü olan ve Osmanlı’dan sonraki ilk Belediye kanunu 1580 sayılı yasa tarihe kavuşmuş oldu. 

Bu kanun hem belediyelerin hem de Mahalle Muhtarının görevleri de yeniden tanımlandı.

Bu görevler:

  • Mahalle sakinlerinin gönüllü katılımı ile ortak ihtiyaçları belirlemek,
  • Mahallenin yaşam kalitesini geliştirmek,
  • Belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkileri yürütmek,
  • Mahalle ile ilgili konularda görüş bildirmek,
  • Diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak.

Kanunda belediyelere, mahalleli ve mahalle muhtarının ihtiyaçlarının karşılanması için muhtarlıkla işbirliği görevi verilmiştir.

5393 saylı kanunun 24.maddesine göre, mahalle muhtarları ve ildeki kamu kuruluşlarının amirleri ile ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler, sendikalar ve gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev ve faaliyet alanlarına giren konuların görüşüldüğü ihtisas komisyonu toplantılarına katılabilir ve görüş bildirebilir.

En küçük yerleşim birimi olan mahallenin yönetim yapısı ve işleyişi değişen koşullara bağlı olarak değişmekte ve gelişmektedir. 

2012 yılında yapılan bir kanun değişikliği ile Büyükşehir il sınırı içindeki köyler ve beldeler mahalleye dönüştürüldü. Bu durum muhtarlık ile belediye teşkilatı arasında daha çok koordinasyon olmasını zorunlu kılmaktadır.

Muhtarların kanunla belirlenmiş ve verilmiş personel ve bütçeleri bulunmuyor. Tüzel kişilikleri halâ yok. Bu konuların artık çözüme kavuşturulması gerekiyor. Binlerce insanın oyunu almış olan muhtarların demokrasinin en gerekli ve temsil gücü yüksek bir görevi yerine getirdikleri unutulmamalıdır.

Modern dünyada artık iyi ve kaliteli hizmet üretmek “Yönetişim” den geçmektedir.

Yönetişim 1989’ da Afrika’daki ülkelerin kalkınmasının devlet, özel sektör ve STK üçlüsünün işbirliği ve istişareleri ile gerçekleşebileceği fikrinin Dünya Bankası tarafından ortaya atılması ile çıkmıştır. 

1990’ lar ile beraber hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin kamu yönetimlerini dönüştüren bir paradigmaya dönüşmüştür.

Avrupa Birliği iyi yönetişim için açıklık ve saydamlık, katılımcılık, hesap verebilirlik, etkililik, tutarlılık (öngörülebilirlik) olarak 5 temel ilke belirlemiştir.

Özellikle bir şehri veya ilçeyi yöneten mahalli ve mülki erkân’ın yönetişimden bahsedebilmeleri, muhtarlarla koordinasyon içinde olmaları ile mümkündür. 

Merkezi ve Yerel Yönetimlerin, tüm zamanlar için önlerinde duran değişmez ve birinci madde Afetlere Hazırlık konusudur.

Deprem başta olmak üzere afet ve acil durumların her çeşidinde risk ve kriz yönetimini en iyi şekilde idare edebilmek için, yöneticilerin muhtarlarımızla daha çok koordinasyon içinde çalışması gerekmektedir.

Mahalleyi ve mahalleyi en iyi bilen muhtardır. Muhtarın desteğini, katkısını ve görüşlerini almayanlar, imar planlarında buna dikkat etmeyenler, mahallede gerçekleştirecekleri faaliyet ve hizmetlerde muhtara danışma ihtiyacı duymayanlar, muhtarı yok sayanlar yanlış yapıyorlar.

Sağlık ve afiyet dileklerimle.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  1. İBB, Eylül 2023, İstanbul Muhtarlar Akademisi Eğitim Kitapçığı
  2. Şahin M, Işık E, 2011, Osmanlı'dan Cumhuriyet' e Mahalle Yönetimi, Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:30


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları