1996 yılında Cerrahpaşa’nın kapısından içeri ilk adımımı attığım günü dün gibi hatırlıyorum. O gün başlayan yolculuğumda günler ayları, aylar yılları kovaladı ve bir de baktım tam otuz yılı geride bırakmışım. Bu uzun yıllar boyunca kimi zaman hiç tanımadığım bir hastaya, kimi zaman hemşehrime, kimi zaman da komşuma uzandım. Hocalarımın odalarını, bölümlerin yollarını ezberledim. Bazen çaresiz bir hastanın yanında, bazen sevinçle taburcu olan birinin ardından gözlerim doldu.
Ama 2025 yılının Ağustos ayı bana bambaşka bir sınav getirdi. Bu kez işimin merkezinde ne evraklar, ne de başkalarının dertleri vardı. Bu kez mevzu annemdi. Yirmi yılı aşkın süredir gastritle mücadele eden annem, şimdi “dev ülser” ve “mide kanseri” ihtimaliyle karşı karşıya. O an anladım ki, iş başka; insanın annesi söz konusu olduğunda kalbi çok daha başka atıyor.
Annemin yanında çaresizlikle beklerken, yıllardır birlikte yol yürüdüğüm hocalarımın ve mesai arkadaşlarımın desteğini en derinden hissettim. Hepsine minnettarım. Ama insanın içindeki yangını söndürmek kolay değil. Gerçekten de kendimi, ateşin ortasında çırpınan bir kuş gibi hissediyorum.
Şimdiye kadar hep çalışmaya, kazanmaya, mutlu etmeye ve başkalarına umut vermeye alışmıştım. Ama bir gün kendi annemin tedavisi için öğrendiklerimi, kazandığım tüm tecrübeyi kullanacağım aklıma hiç gelmemişti.
Hayat, yoluma yeni bir çakıl taşı daha koydu. Belki ayağıma takılacak, belki de bana daha güçlü adımlar atmayı öğretecek. Tek bildiğim, anneme ve şifa bekleyen tüm hastalara içten bir dilekle ellerimi uzatmak: “Sağlık ve şifa hepinize olsun.”
Bu makale 25.8.2025 11:04:59 tarihinde eklenmiş ve toplam
kere okunmuştur.

2026© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.