Ailem dört kardeşten birimize çok kızdığında “firavunluk yapma” derdi. O dönemde firavun kim, biz nasıl bir bela açtık ki o mertebeye eriştik diye düşünürdüm. Eminim anne-babayı delirtecek bir şey olmalıydı bu firavunluk işi. Ya da evi falan yakıp yıkmalıydık….
Tabi ki bunlar için çok şükür hem aile korkumuz vardı hem de bu kadar vahşi değildik.
Çocuk kral olarak geçtiğine göre bize de bu mertebe bu yüzden verilmişti sanırım. Bu kadar bilgiye ulaşmanın kolay olmadığı bir devirde nasıl oluyor da bize böyle bir kelimeyle hitap ediliyordu. Tabi bizim evdeki “KİM KİMDİR”, “BU NASIL ÇALIŞIR” gibi “Altın Bilgi” kitaplarını bilmeyenler için muamma olabilir bu kelime. Şimdi bile okuduğumuzda muhteşem bilgilerin özetlendiği “El Yazması Google” olarak nitelendirdiğim oğlumun kitaplığına terfi eden “Altın Bilgi” kitapları sayesinde her türlü ilginç bilgiye ulaşmamız sadece okumamıza bakardı.

Tabii bize gelmeden önce annemin süzgecinden geçen bu kitaplarda 1970-1980’li yılların en güncel bilgileri yer alıyordu. Annem de buradan öğrenmiş olmalıydı hiç soramadım kendisine ama çok süper bir kelimeydi…….
Kimdi bu KRAL TUT ya da TUTANKHAMUN?
Araştırmam esnasında şu güzel cümleyle karşılaştım.
“İnsanları diğer türlerden ayıran bir özellik vardır. İnanmaya bayılırlar.” Biz tıp hekimleri ise kanıta bayılırız………
MÖ 13.yüzyılda Tutankhamun’un tahta çıkışından önce Mısır, derin bir siyasi ve dinsel sarsıntının içindeydi. Tahtta bulunan ve Tutankhamun’un babası olduğuna inanılan Kral IV. Amenhotep yüzyıllardır süregelen çok tanrılı inancı terk ederek yalnızca güneş tanrısı ATEN’e tapılmasını emretti. Bu radikal karar, ülkenin köklü dini yapısını altüst etti. Yeni inancına olan bağlılığını göstermek isteyen kral, adını AKHENATEN olarak değiştirdi; oğluna ise “ATEN’in yaşayan sureti” anlamına gelen TUTANKHATEN adını verdi.
Ancak MÖ 1336 yılı civarında, yaklaşık 17 yıl süren tartışmalı saltanatın ardından Akhenaten hayatını kaybetmiş ve tahta henüz dokuz yaşında olan Tutankhaten geçmiş. Çocuk kral, selefinin aksine ülkeyi geleneklerine döndürmeyi tercih etmiş. Eski tanrılar yeniden gündeme gelmiş, kapatılan tapınaklar onarılarak çok tanrılı inanç sistemi tekrar yürürlüğe girmiş. Bu köklü dönüşümün simgesi olarak genç firavun da adını değiştirerek TUTANKHAMUN olmuş; bu isim, Mısır’ın baş tanrılarından “Amun’un yaşayan sureti” anlamına geliyormuş.
Peki O’nu ünlü yapan neydi? Aslında kendi yaşından ziyade mezarının bulunuş öyküsü oldukça ilginç ve tıbbi anlamda da önemli bir keşifti. Büyük Mısır Firavunu Tutankhamun'un mezarının Kasım 1922'de Howard Carter ve 5. Carnarvon Kontu tarafından keşfi, dünyanın gördüğü en büyük arkeolojik buluntuydu. Hırsızlar tarafından yağmalanmasına rağmen, kralın mezarı üç ayrı bölmede düzenlenmiş bir yığın cenaze ekipmanıyla çevrili olarak bozulmadan kalmıştı. Aslında belki en önemlisi başlık kısmı ve onun ihtişamıydı.

Kaynak: https://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/tutankhamunun-mezari-ilk-kez-tamamen-sergileniyor-924549.html
Bu “çocuk kral”, Mısır tahtında on yıldan az bir süre hüküm sürmüş ve henüz 18-19 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Ölümünün ardından Kral Tutankhamun’un akıbeti uzun yıllar boyunca tartışma konusu olmuş; kimileri cinayetten şüphelenmiş, kimileri ise talihsiz bir kazanın ölümüne yol açtığını ileri sürmüştü. Ancak Krallar Vadisi’ndeki mezarının keşfinden yaklaşık bir yüzyıl sonra, modern bilimin sunduğu imkânlar bu gizeme yeni bir açıklama getirmişti. Dijital görüntüleme yöntemleri ve DNA analizleri, Tutankhamun’un büyük olasılıkla sıtma ya da buna bağlı gelişen ciddi bir enfeksiyon sonucu hayatını kaybetmiş olabileceğini göstermişti. Bununla birlikte bazı araştırmacılar, kaburgaları ve göğüs kemiği eksik olan göğsünün bir kaza sonucu ya da savaş arabasından düşmeye bağlı olarak ezilmiş olabileceğini öne sürmüş; diğerleri ise ayak deformasyonu ve mezarında bulunan bastonlara dikkat çekerek, Tutankhamun’un muhtemelen sakat olduğu ve bu durumun ölümünde rol oynamış olabileceğini savunmuştu. Yıllarca, Kral Tut'un mezarında, Akhenaten'in eşi ve ünlü Mısır kraliçesi Nefertiti'nin kalıntılarını barındıran gizli odalar olabileceği tahmin edilmiş. Ancak radar testleri, Kral Tut'un mezarında gizli odalar bulunmadığını ortaya koyunca bu teori de çürütülmüştür.

Kaynak: National Geographic
Tabutunu açan herkesin ölmesi ile 'lanetli' olarak adlandırılan Mısır Kralı Tut un gizemi neydi? Howard Carter, tanınmış bir İngiliz Mısırbilimci ve arkeologdu. Carter'ın az sayıdaki arkadaşından biri ilk kez Kahire'de tanıştığı Muhammed Salih Hamdi Bey'di. Saleh Bey Kahire Tıp Fakültesi'nin başkanlığını yapmış bir tıp doktoruydu. Diğer Araştırmacı ise Derry, Kahire Tıp Fakültesi'nde Anatomi Profesörüydü. Saleh Bey daha önce bu alanda çalışmış ve mumyalanmış ve iskeletleştirilmiş antik insan kalıntılarını inceleme konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahipti. Lord Carnarvon İngiliz aristokrat olarak bu kazının yapılması için finans sağlıyordu. Bir ekip oluşturan bu kişilerin büyük keşfin başarısının ardından, etrafını saran bir lanet de doğdu. Antik Mısır’ın en ünlü firavunlarından Tutankhamun’un mezarının 1922’de keşfedilmesinden sonra yaşanan esrarengiz ölümler, kamuoyunda yıllarca “firavunun laneti” söylentilerini beslemişti. Kazı ekibinde yer alan bazı isimlerin kısa süre içinde hastalanarak hayatını kaybetmesi, bu gizemi daha da derinleştirmişti. Ancak aradan geçen yüzyıla yakın sürede yapılan bilimsel çalışmalar, bu ölümlerin doğaüstü değil, biyolojik nedenlerle açıklanabileceğini ortaya koymuştu.
Tutankhamun’un mezarını dünyaya tanıtan kazı ekibinin liderlerinden Lord Carnarvon’un ölümü, yıllar boyunca “firavunun laneti” söylentilerini besleyen en çarpıcı örneklerden biri olmuştu. Lanet söylentilerinin merkezindeki isimlerden biri olan Lord Carnarvon’un ölümü dikkat çekiciydi. Yanağındaki bir sivrisinek ısırığının tıraş sırasında enfekte olduğu, enfeksiyonun sepsis ve zatürreye yol açarak ölümüne neden olduğu belirtilmişti. Mısırbilimciler, Tutankhamun’un yanağında da benzer bir iz bulunduğunu ifade etmiş, bu benzerlik söylentileri daha da güçlendirmişti. Kazı ekibinden bazı kişilerin ani hastalıklar sonucu hayatını kaybetmesi, lanet iddialarını adeta efsaneye dönüştürmüştü. Amerikalı finansçı George Jay Gould’un 1923’te mezarı ziyaret ettikten kısa süre sonra hastalanarak ölmesi de bu zincire eklenmişti.
Ancak bilim insanlarına göre bu ölümlerin ardında metafizik bir güç değil, mezarların içinde gizlenen mikroorganizmalar vardı. Uzmanlar, yüzyıllar boyunca mühürlü kalan mezarların insanlar için son derece tehlikeli olabilecek patojenler barındırabileceğini vurgulamıştı. Antik Mısırlıların ahiret inancı gereği mezarlara yiyecek bırakması, özellikle küf ve bakterilerin çoğalması için ideal bir ortam oluşturmuştu. Nitekim Tutankhamun’un mezarında, tahıllarda sık rastlanan Aspergillus türü küf tespit edilmişti. Bu küfün, bağışıklık sistemi zayıf bireylerde hayati risk taşıyan enfeksiyonlara yol açabileceği belirtilmişti. Mezar duvarlarında ise Pseudomonas ve Staphylococcus gibi başka zararlı bakterilerin bulunabileceği ifade edilmişti.
Bu görüşü destekleyen önemli bir bilimsel kanıt, 2003 yılında saygın tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir makaleyle gündeme gelmişti. Çalışmada, Lord Carnarvon’un mezar içinde bulunan enfekte tahıl tozunu solumuş olabileceği öne sürülmüştü. Mezarın yoğun tozla kaplı olduğu, Carnarvon’un ise yaşamı boyunca sağlık sorunları yaşadığı ve özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarına yatkın olduğu vurgulanmıştı. Araştırmalara göre Carnarvon’un, bu koşullar altında Streptococcus kaynaklı bir enfeksiyon geliştirmiş olabileceği değerlendirilmişti. Öte yandan yapılan başka çalışmalar, antik Mısır mumyalarında Aspergillus niger ve Aspergillus flavus adlı iki farklı mantar türünün daha varlığını ortaya koymuştu. Bilim insanları, bu mantarların bazı bireylerde şiddetli alerjik reaksiyonlara, akciğer enfeksiyonlarına ve hatta akciğer kanaması gibi ölümcül sonuçlara yol açabileceğini belirtmişti.
Tüm bu bulgular ışığında araştırmacılar, “firavunun laneti” olarak anılan ölümlerin gizemini büyük ölçüde çözmüş görünüyor. Görünüşe göre Tutankhamun’un mezarında açığa çıkan şey, binlerce yıllık bir lanetten ziyade, modern bilimin yeni yeni tanımaya başladığı ölümcül mikroplar olmuştu.
Bu makale 7.1.2026 07:11:28 tarihinde eklenmiş ve toplam
kere okunmuştur.

2026© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.