Tarih boyunca insanların en temel davranış biçimlerinden biri bir arada yaşamak olmuştur. “Yalnızlık Allah’a mahsustur” sözü var ya, tam da bunu açıklamak için söylenmiştir. İnsanın en temel özelliği medeniyet inşa etmesidir. Bu özellik hayvan ve bitkilerde yoktur. Hayvan ve bitki topluluklarından bahsedilir ama medeniyet kavramı sadece insana yakıştırılır. O halde medeniyet eşittir insan denilebilir.
Medeniyet inşasında ana vazifeyi şehirler görür. Şehir medeniyet tasavvurunun gün yüzüne çıkmış halidir. Çoğu yerde Şehir ile Kent kavramları birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Esas itibariyle Kent Türkçedir, Şehir ise Fars kökenli bir kelimedir. Her ikisi de tıpkı Antik Yunan zamanındaki adına Site veya Polis denilen ve içeriğinde siyasal, kültürel ve sosyal dokuların olduğu, fiziki yerleşim manasının çok ötesinde bir hayat alanıdır.
Kavram kullanımı açısından Şehir, Kent veya Site kelimelerinden daha çok tercih edilmiş, içeriği itibariyle zaman içinde küçük farklarla birbirinden ayrılmıştır. Ancak Kent ve Kent kimliğine haksızlık yapmamak gerekir. Zira, günümüzde birer marka haline gelmiş olan Semerkant ve Taşkent gibi yerlerin isimlerinde “kent” vurgusu belirgindir. Buna rağmen günümüzde Kent tarif edilirken daha çok fiziki ve teknik olarak insanların yaşadıkları ve belirli kurallara uymakla yükümlü oldukları fiziki alan algılanırken, şehir ise bu algının sosyal, kültürel ve din derinliğinin giydirildiği ve medeniyet haline gelen bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Şehiri oluşturan insanlardır. İnsanları inşa eden ise yaşadıkları coğrafya, inandıkları din ve taşıdıkları kültürdür. Aslında dünyada olup biten ne varsa bu üçünün etrafında dönmektedir. Demek ki, bir şehre bakınca aslında orada yaşayan insanların coğrafyalarını, kültür ve inançlarını görebilmeliyiz. Tarihten günümüze intikal eden şehir kalıntıları tam da bize bunlar hakkında bilgiler veriyor. Şehir ve insana ait kalıntılardan yola çıkarak tarih yazılıyor. Şehir yoksa veya bu özellikleri yansıtmıyorsa, orası bir medeniyetin olduğu yer değil, sadece bir kısım insan topluluklarının geçici barınma alanları olarak kullandıkları istasyondan bahsediyoruz demektir.
Şehiri korumak için önce şehirin var olması gerekir. Üzerinde yaşadığımız topraklar binlerce yıldır bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış ve her yerinden tarihin fışkırdığı bereketli yerler hükmündedir. Dolayısı ile şehir vardır, onu ihya etmek lazımdır.
İstanbul kadim şehirlere örnek gösterilebilecek en güzel misaldir. İstanbul’un bugünkü kentsel ve mücavir alan dahil taşı toprağı geçmiş medeniyetlerin izlerini taşır. İlçe ilçe, semt semt ve hatta mahalle mahalle farklılıklar gösteren mimari özelliklere rastlamak mümkündür. Kimi yer evleri ile, kim yer kaldırım taşları ile ünlüdür.
Şehrin geçmişten gelen veya henüz oluşan kimliğini korumanın bazı ilkeleri vardır. Bunlar:
Bu 6 maddeye ekleme veya çıkarmalar yapılabilirse de temel cetvel budur.
Şimdi, bu 6 maddelik cetveli elinize alın ve içinde yaşadığınız mahalle, ilçe ve şehiri ölçün. Bu 6 maddeyi tek tek alt alta yazın, karşılarına mahalle, ilçe ve şehir bazında bu maddeleri ne derece yansıttıklarına göre 5, 4, 3, 2, 1 ve 0 puanlarını verin. Sonra alt alta toplayın. Mahallenizin, ilçenizin ve yaşadığınız şehirin KENT KİMLİĞİNİN puanını ölçün. Bunu Muhtar, Belediye Başkanı, Kaymakam ve Vali yapabileceği gibi, şehirde yaşayan herkes kolaylıkla ölçebilir.
Hatta bu cetvel bir vatandaş anketi olarak uygulanabilir. Odak gruplar belirlenerek, beraber yaşadığımız kesimlerin beraber solduğumuz havamızı, beraber yürüdüğümüz yolumuzu, yeşilimizi, tarihimizi, kimliğimizi nasıl algıladıkları hakkında net bilgilere sahip olunabilir.
Tüm yerel yöneticilere tavsiye ederim.
Sağlık ve afiyet dileklerimle.
Bu makale 8.5.2026 09:39:55 tarihinde eklenmiş ve toplam
kere okunmuştur.

2026© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.