Bütün Ömrümüzü Yanlış Şeyi Besleyerek Geçiriyoruz




Tarih boyunca insanların en çok bildiği hikâyelerden biri şudur:

Çölde susuz kalan bir adam, günlerce su arar. Sonunda bir kuyu bulur ve kana kana içer. Tam rahatladığını düşündüğü anda yaşlı bir bilge ona şöyle der:

“İnsan sadece susuzluktan ölmez. Bazıları da anlamını kaybettiği için ölür.”

Bugün modern dünyanın en büyük gerçeği tam da budur.

“insanın maddi ihtiyaçlardan ziyade manevi değerlerle var .”

RUHUN AÇLIĞI

Hiçbir dönemde insanlar bu kadar konforlu yaşamadı.

Evler büyüdü…

Arabalar lüksleşti…

Telefonlar akıllandı…

Sofralar zenginleşti…

Ama buna rağmen insanlar hiç olmadığı kadar mutsuz.

Çünkü insan yalnızca ekmekle yaşamıyor.

Tolstoy’un “İnsan Neyle Yaşar?” eserinde anlattığı Simon ve Michael hikâyesi tam da bu unutulan gerçeği hatırlatır.

Simon fakir bir ayakkabı ustasıydı. Kendisi zor durumda olmasına rağmen yolda donmak üzere olan bir yabancıyı evine götürdü. O yabancı aslında insan suretine gönderilmiş bir melekti.

Ve melek dünyaya üç sorunun cevabını öğrenmek için gönderilmişti.

Birinci soru:

İnsanın içinde ne vardır?

Michael cevabı Simon’un eşinde gördü.

Başlangıçta öfkelenen kadın, yabancının halini görünce merhamete dönüştü.

İşte insanın içinde bulunan şey budur:

Ne para…

Ne makam…

Ne güç…

İnsanın özünde sevgi vardır.

İnsan, yaratılışı gereği sevmeden yaşayamaz.

Ruhun ilk gıdası sevgidir.

İkinci soru:

İnsana verilmemiş olan nedir?

Zengin adam pahalı çizmeler sipariş ettiğinde Michael onun yüzüne bakıp gülümsemişti.

Çünkü adam yarın yaşayacağını sanıyordu.

Oysa aynı gün ölecekti.

İnsana verilmemiş olan şey yarını bilmektir.

Bizler yılların planını yapıyoruz.

Fakat bir saat sonrasının garantisine sahip değiliz.

Buna rağmen bütün ömrümüzü geleceği kontrol etmeye çalışarak geçiriyoruz.

Kontrol etmeye çalıştıkça kaygımız büyüyor.

Kaygı büyüdükçe ruhumuz daralıyor.

Çünkü insan geleceği yönetmek için yaratılmadı.

Yaşamak için yaratıldı.

Üçüncü soru:

İnsan neyle yaşar?

Kitabın en büyük cevabı budur.

İnsan ekmekle yaşar ama sadece ekmekle değil.

Suya ihtiyaç duyar ama yalnızca suyla yaşayamaz.

Nefese ihtiyaç duyar ama yalnızca nefes almak hayat değildir.

İnsan sevgiyle yaşar.

Anlamla yaşar.

Merhametle yaşar.

Vicdanla yaşar.

Aidiyetle yaşar.

Dua ile yaşar.

Umutla yaşar.

Bugün ruhlarımızın yorulmasının sebebi aç kalmalarıdır.

Bedenlerimizi her gün doyuruyoruz.

Ama ruhlarımızı aç bırakıyoruz.

Telefonlarımızın şarjını takip ediyoruz.

Ama kalbimizin enerjisini unutuyoruz.

Evlerimizi temizliyoruz.

Ama iç dünyamızı ihmal ediyoruz.

Başkalarının bizi sevmesini bekliyoruz.

Ama sevmeyi erteliyoruz.

Oysa Tolstoy’un anlattığı o büyük sır hâlâ geçerliliğini koruyor:

İnsan, sahip olduklarıyla değil; paylaştıklarıyla büyür.

İnsan, kazandıklarıyla değil; sevdikleriyle zenginleşir.

Ve insan, yalnızca yaşadığı için değil; bir başkasının hayatına dokunabildiği için gerçekten yaşamış olur.

Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu para eksikliği değildir.

Ruh eksikliğidir.

Çünkü ruh aç kaldığında saraylar dar gelir.

Ama ruh doyduğunda küçücük bir ev bile cennete dönüşebilir.

İşte bu yüzden asıl soru şudur:

Bugün bedenimizi doyurduk.

Peki ruhumuzu neyle besledik?


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 18.6.2026 12:33:28 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.