Evin İçindeki Yetimler




Bir gün bir çocuğa sormuşlar:

“Baban nerede?”

“Evde.”

“Annen nerede?”

“Annem de evde.”

“Peki, neden bu kadar üzgünsün?”

Çocuk bir süre susmuş. Sonra başını önüne eğip şöyle demiş:

“İkisi de evde ama ikisi de benimle değil…”

İşte bazen bir çocuğun yetim kalması için anne ve babasının ölmesi gerekmiyor.

Bazen anne hayattadır.

Baba hayattadır.

İkisi de aynı evdedir.

Aynı sofraya otururlar.

Aynı çatı altında yaşarlar.

Ama çocuk yine de yetimdir.

Çünkü yetimlik her zaman bir ölümle başlamaz. Bazen ilgisizlikle başlar. Bazen sevgisizlikle… Bazen bir çocuğun defalarca konuşmak istemesine rağmen karşısında onu dinleyecek bir anne veya baba bulamamasıyla…

Biz yıllardır yetimlerden bahsediyoruz.

Anne veya babasını kaybetmiş çocuklardan…

Onların yaşadığı acıyı, özlemi, eksikliği, yas duygusunu konuşuyoruz. Elbette konuşmalıyız. Onların yanında olmalıyız. Onlara psikolojik destek vermeli, ellerinden tutmalı, kendilerini yalnız hissetmemeleri için elimizden geleni yapmalıyız.

Fakat bugün başka bir yetimliği de konuşmak zorundayız.

Anne ve babası hayatta olduğu hâlde yetim kalan çocukları…

Yanlış evliliklerin, bitmeyen kavgaların, ağır geçimsizliklerin ve sonunda gelen boşanmaların ortasında büyüyen çocukları…

Ama sadece boşanmış ailelerin çocuklarını da kastetmiyorum.

Anne ve babası aynı evde olduğu hâlde yalnız büyüyen çocuklardan bahsediyorum.

Çünkü bazen bir evlilik biter ama anne ve baba, çocuklarına karşı sorumluluklarını sürdürür. Ayrı evlerde yaşarlar ama çocuklarının hayatında var olmaya devam ederler. Çocuk annesinin de babasının da sevgisini, ilgisini ve desteğini hissetmeye devam eder.

Bazen ise anne ve baba aynı evde yaşar ama çocuk ikisine de ulaşamaz.

İşte asıl tehlike burada başlar.

Anne telefonunda…

Baba telefonunda…

Çocuk tabletinde…

Aynı odadalar ama birbirlerinden habersizler.

Birbirlerinin yüzüne bakmadan geçen akşamlar…

Birbirlerine “Bugün nasılsın?” demeden biten günler…

Çocuğun anlatmak istediği bir şey olduğunda “Biraz sonra” denilmesi…

Bir şey göstermek istediğinde “Şimdi işim var” denilmesi…

Bir soru sorduğunda karşılığında telefon ekranından ayrılmayan gözler…

Sonra çocuk susuyor.

Önce biraz…

Sonra daha fazla…

Ve bir gün anne-baba dönüp soruyor:

“Bizim çocuğumuz neden bizimle hiçbir şey paylaşmıyor?”

Belki de cevap çok basit:

Çünkü yıllarca paylaşmak istediğinde onu dinleyen kimse olmadı.

Çocuklar bir gecede uzaklaşmaz.

Çocuklar yavaş yavaş uzaklaşır.

Önce konuşmayı azaltırlar.

Sonra anlatmayı bırakırlar.

Sonra sormaktan vazgeçerler.

En sonunda da kendi dünyalarını anne ve babalarından bağımsız kurarlar.

Anne-baba ise çoğu zaman bunu çocuk büyüdüğünde fark eder.

Oysa çocuk çok daha önce büyümeye başlamıştır.

Biz çocuklarımızın karnını doyuruyoruz.

Okullarını düşünüyoruz.

Kıyafetlerini alıyoruz.

Telefonlarını yeniliyoruz.

Özel okullara gönderiyoruz.

Kurslara yazdırıyoruz.

Gelecekleri için para biriktiriyoruz.

Ama bazen bütün bunları yaparken onların bugününü kaçırıyoruz.

Çocuğun ihtiyacı sadece iyi bir gelecek değildir.

Çocuğun bir de bugün ihtiyacı vardır.

Bugün sevilmeye ihtiyacı vardır.

Bugün dinlenmeye ihtiyacı vardır.

Bugün anlaşılmaya ihtiyacı vardır.

Bugün anne-babasının gözlerinin içine bakıp “Ben senin için önemliyim” duygusunu yaşamaya ihtiyacı vardır.

Bir çocuğa pahalı bir oyuncak almak kolaydır.

Onunla yarım saat gerçekten konuşmak daha zordur.

Bir çocuğa yeni bir telefon almak kolaydır.

Telefonu bir kenara bırakıp onun gözlerinin içine bakmak daha zordur.

Bir çocuğun okul masraflarını karşılamak kolaydır.

Onun korkularını, hayal kırıklıklarını ve iç dünyasını anlamaya çalışmak daha zordur.

Oysa çocukların hafızasında çoğu zaman satın aldığınız şeylerden çok, onlara hissettirdiğiniz şeyler kalır.

Çocuk, babasının aldığı ayakkabıyı yıllar sonra hatırlamayabilir.

Ama babasının bir akşam bütün işini bırakıp kendisini dinlediğini hatırlayabilir.

Çocuk, annesinin aldığı oyuncağı unutabilir.

Ama annesinin başını okşayarak “Ben buradayım” dediği günü unutmayabilir.

Çünkü çocuk için güven, sadece aynı evde bulunmak değildir.

Güven, ihtiyaç duyduğunda ulaşabileceği bir anne ve babasının olduğunu bilmektir.

Bugün aile içerisinde yaşadığımız en büyük problemlerden biri belki de fiziksel yakınlığın duygusal yakınlığın yerini almasıdır.

Aynı evdeyiz ama birbirimize uzağız.

Aynı sofradayız ama herkes kendi ekranında.

Aynı odadayız ama herkes kendi dünyasında.

Böyle bir ortamda büyüyen çocuk zamanla şunu öğreniyor:

“Benim duygularım çok önemli değil.”

İşte bu cümle bir çocuğun ruhunda çok ağır bir iz bırakabilir.

Çünkü çocuk kendisini değerli hissetmeyi önce ailesinde öğrenir.

Dinlenmeyi ailesinde öğrenir.

Sevilmeyi ailesinde öğrenir.

Güvenmeyi ailesinde öğrenir.

Kendisini ifade etmeyi ailesinde öğrenir.

Ve maalesef bazen değersizliği de ailesinde öğrenir.

Bu nedenle anne ve babalara bir soru sormamız gerekiyor:

Çocuğunuz sizinle aynı evde mi yaşıyor, yoksa sizinle gerçekten bir hayat mı yaşıyor?

Bu ikisi aynı şey değildir.

Bir çocuğun odasına girmek başka şeydir, dünyasına girmek başka…

Onun ihtiyaçlarını karşılamak başka şeydir, ihtiyaçlarını anlamak başka…

Onunla konuşmak başka şeydir, onu gerçekten dinlemek başka…

Çocuklarımızın sadece bedenlerini değil, ruhlarını da büyütmek zorundayız.

Çünkü bazı çocuklar anne ve babalarının boşanmasıyla yetim kalmıyor.

Bazı çocuklar anne ve babaları birbirleriyle savaşırken yetim kalıyor.

Bazıları anne ve babalarının sevgisizliği arasında yetim kalıyor.

Bazıları ilgisizlikten yetim kalıyor.

Bazıları ekranların arasında yetim kalıyor.

Bazıları ise anne ve babasının yanında olduğu hâlde kendisini görünmez hissederek yetim kalıyor.

Belki de artık yetimlik kavramını biraz daha geniş düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü yetimlik yalnızca bir annenin veya babanın hayatta olmaması değildir.

Bazen annenin varlığına rağmen annesiz kalmaktır.

Bazen babanın varlığına rağmen babasız kalmaktır.

Bazen aynı evde yaşayıp aynı duyguyu paylaşamamaktır.

Bazen çocuğun defalarca kapısını çaldığı bir kalbin hiç açılmamasıdır.

Ve unutmayalım…

Çocuklar sonsuza kadar çocuk kalmayacak.

Bugün sizinle konuşmak isteyen çocuk yarın odasının kapısını kapatabilir.

Bugün elinizi tutmak isteyen çocuk yarın sizinle konuşmak istemeyebilir.

Bugün size “Baba, bak!” diye seslenen çocuk yarın size hiçbir şey anlatmayabilir.

O gün “Çocuğum neden benden uzaklaştı?” diye sormayın.

Belki de o uzaklık bir günde oluşmadı.

Belki yıllarca atılan küçük adımların sonucuydu.

Siz telefona bakarken…

Siz birbirinizle kavga ederken…

Siz “Şimdi sırası değil” derken…

Siz “Sonra konuşuruz” derken…

Çocuğunuz belki de için için sizden uzaklaşıyordu.

Bu yüzden bugün çocuklarımızı sadece yetim kaldıklarında değil, yalnız kaldıklarında da görmemiz gerekiyor.

Onlara sadece yardım etmek değil, onları anlamak gerekiyor.

Sadece ihtiyaçlarını karşılamak değil, duygularına dokunmak gerekiyor.

Sadece aynı evde bulunmak değil, hayatlarında gerçekten var olmak gerekiyor.

Çünkü bazı çocukların başında bir mezar taşı vardır.

Bazılarının başında ise anne ve babaları…

Ama ikisinin de içinde aynı cümle yankılanabilir:

“Beni gören yok.”

Belki de gerçek yetimlik, anne ve babanın yokluğu değil; var oldukları hâlde çocuğun kendisini onların hayatında yokmuş gibi hissetmesidir.

Ve bir çocuğun hayatında bundan daha ağır bir yalnızlık düşünmek gerçekten çok zor…


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Bu makale 18.8.2026 14:31:28 tarihinde eklenmiş ve toplam kere okunmuştur.