Her çocuk özeldir.
Ama her çocuk aynı zamanda ailesinin izlerini taşıyarak büyür.
Çocuk, dünyaya geldiğinde elinde hazır bir davranış kitabıyla gelmez. Nasıl konuşacağını, öfkelendiğinde ne yapacağını, bir problem karşısında nasıl davranacağını, sorumluluk almayı, sevmeyi, özür dilemeyi büyük ölçüde yaşadığı ortamdan öğrenir.
Biz bazen bunu unutuyoruz.
Problemli bir babadan düzgün bir çocuk bekliyoruz.
Problemli bir anneden sakin, sorumluluk sahibi, öfkesini kontrol edebilen bir çocuk bekliyoruz.
Oysa çocuk, çoğu zaman anne babasının söylediğini değil, yaptığını öğreniyor.
“Öfkelenme” diyoruz ama evde en küçük meselede öfkeleniyoruz.
“İnsanlara saygılı ol” diyoruz ama çocuğun yanında birbirimize saygısızca konuşuyoruz.
“Sorunlarını konuşarak çöz” diyoruz ama kendi sorunlarımızı bağırarak, kırarak, hatta zaman zaman şiddetle çözmeye çalışıyoruz.
Sonra da çocuğun okulda arkadaşına neden bağırdığını, neden kavga ettiğini, neden öfkesini kontrol edemediğini anlamaya çalışıyoruz.
Aslında cevap çoğu zaman çocuğun içinde değil, çocuğun büyüdüğü evin içinde.
Çünkü çocuk sadece bizim söylediklerimizi dinlemiyor; bizi izliyor.
Sabah yatağımızı nasıl topladığımızı görüyor.
Sorumluluklarımızı nasıl yerine getirdiğimizi görüyor.
Bir problem karşısında nasıl tepki verdiğimizi görüyor.
Eşimize nasıl davrandığımızı görüyor.
Kendi öfkemizi nasıl yönettiğimizi görüyor.
Ve bütün bunları kendi dünyasında bir davranış modeline dönüştürüyor.
Bu yüzden çocuk yetiştirmek, sadece çocuğa doğruyu anlatmak değildir.
Çocuk yetiştirmek, çocuğun önünde doğru insan olmaya çalışmaktır.
Çocuğun geleceğine anne baba mı karar verecek?
Bugün eğitim hayatında başka bir sorunla da karşı karşıyayız.
Bazı anne babalar çocuklarının geleceğini o kadar fazla sahipleniyor ki çocuk bir süre sonra kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıyor.
Sanki sınava çocuk değil, anne baba girecek.
Sanki üniversiteye çocuk değil, anne baba yerleşecek.
Sanki o mesleği çocuk değil, anne baba yapacak.
“Şu bölümü kazanacaksın.”
“Şu mesleği yapacaksın.”
“Bu sınavı kazanmak zorundasın.”
“Biz senin geleceğin için uğraşıyoruz.”
Elbette anne baba çocuğunun geleceğini düşünecek.
Elbette yol gösterecek.
Elbette gerektiğinde sınır koyacak.
Ama çocuğun hayatının direksiyonunu tamamen eline almak, ona iyilik yapmak değildir.
Çocuk sınava hazırlanırken şunu bilmeli:
“Ben bunu annem istediği için değil, kendi geleceğim için yapıyorum.”
İşte burada psikolojik olarak çok önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.
Dış motivasyon ile iç motivasyon arasındaki fark.
Anne babanın baskısıyla çalışan çocuk, bir süre sonra başarıyı kendisine ait bir hedef olmaktan çıkarabilir. Başarısız olduğunda da yalnızca bir sınavı değil, anne babasının beklentisini de kaybetmiş gibi hissedebilir.
Oysa çocuk kendi hedefini oluşturmayı öğrenmelidir.
Çünkü hayat, yalnızca anne babanın yanında geçirilen yıllardan ibaret değildir.
Bir gün o çocuk büyüyecek.
Kendi kararlarını verecek.
Kendi evini kuracak.
Kendi ilişkilerini yaşayacak.
Kendi çocuklarını yetiştirecek.
Ve biz bugün ona ne öğrettiysek, yarın büyük ölçüde onu hayatına taşıyacak.
Çocuğun odasından önce evin havasına bakın
Çocuğun odası dağınık.
“Topla şu odayı!”
Sorumluluklarını yerine getirmiyor.
“Sen hiç sorumluluk sahibi olmayacak mısın?”
Ders çalışmıyor.
“Sen böyle giderse hiçbir şey olamazsın.”
Peki biz kendi sorumluluklarımızı nasıl yerine getiriyoruz?
Evde nasıl bir düzen var?
Çocuğun gördüğü yetişkin modeli nasıl?
Çünkü çocuğa “düzenli ol” demek başka, düzenli bir hayatın içinde büyütmek başka.
Çocuğa “saygılı ol” demek başka, evin içerisinde saygıyı yaşatmak başka.
Çocuğa “öfkeni kontrol et” demek başka, öfkelendiğimizde kendimizi kontrol edebilmek başka.
Çocukların davranışlarını değiştirmeye çalışırken bazen çok daha önemli bir şeyi gözden kaçırıyoruz:
Belki de değiştirmemiz gereken ilk davranış bizim davranışımızdır.
Çocuk bizim istediğimiz kişi olmak zorunda değil
Anne baba olarak elbette örnek olacağız.
Doğru davranışı göstereceğiz.
Yanlışın karşısında sınır koyacağız.
Çocuğumuzu koruyacağız.
Ama bütün bunlar bir baskı metoduna dönüşmemeli.
Çocuğun arkadaşını biz seçmemeliyiz.
Mesleğini biz belirlememeliyiz.
Hayallerini biz kurmamalıyız.
Onun adına sürekli karar veren bir anne baba olduğumuzda, farkında olmadan çocuğa şu mesajı verebiliriz:
“Sen kendi kararlarını veremezsin.”
Bu mesajın psikolojik bedeli bazen yıllar sonra ortaya çıkar.
Kendi kararlarından emin olamayan, sürekli başkasının onayını arayan, hata yapmaktan korkan yetişkinler görüyoruz.
Bazen bir yetişkinin bugün yaşadığı özgüven problemine baktığımızda, geçmişte sürekli onun yerine karar verilmiş bir çocukluk hikâyesiyle karşılaşabiliyoruz.
Çocuklarımızın yarınki öfkesi, bizim bugünkü davranışlarımızdan doğabilir
Bunu özellikle anne babaların düşünmesini istiyorum.
Çocuğumuz yarın bir arkadaşına nasıl davranacak?
Bir öğretmeniyle anlaşamadığında ne yapacak?
Eşiyle problem yaşadığında nasıl konuşacak?
Çocuğuna kızdığında elini mi kaldıracak, yoksa konuşmayı mı tercih edecek?
Bütün bunların temelleri bugünden atılıyor.
Eşlerin birbirine sevgisizliği, sürekli tartışması, birbirini küçümsemesi, sorunlarını öfkeyle çözmesi çocuğun zihninde bir ilişki modeli oluşturuyor.
Çocuk belki o an hiçbir şey söylemiyor.
Ama görüyor.
Kaydediyor.
Öğreniyor.
Ve yıllar sonra kendi hayatında benzer bir davranışı tekrar edebiliyor.
Bu yüzden bazen çocuklarımızın geleceğini değiştirmek için onların odasına girip nasihat vermekten önce kendi davranışlarımıza bakmamız gerekiyor.
Çünkü çocuklarımız bizim sözlerimizin değil, çoğu zaman hayatımızın öğrencileri.
Onlara güzel bir gelecek bırakmak istiyorsak yalnızca iyi okullar, iyi dersler, iyi sınav sonuçları düşünmeyelim.
Onlara sakin bir ev bırakalım.
Sevginin konuşulduğu bir ev…
Saygının yaşandığı bir ev…
Hatanın aşağılanmadan konuşulabildiği bir ev…
Öfkenin bağırmadan yönetilebildiği bir ev…
Sorumluluğun sadece çocuktan beklenmediği bir ev…
Ve en önemlisi, çocuğun kendisi olmasına izin verilen bir ev.
Çünkü çocuğun geleceğini şekillendiren en güçlü eğitim, anne babasının her gün sergilediği hayattır.
Belki de çocuklarımız için yapabileceğimiz en büyük iyilik şudur:
Onları değiştirmeye çalışmadan önce, kendimize bakmak.
Çünkü bazen çocuğun davranışını düzeltmenin en etkili yolu, çocuğa yeni bir cümle öğretmek değil; ona yeni bir anne baba modeli gösterebilmektir.
Bu makale 10.9.2026 07:41:24 tarihinde eklenmiş ve toplam
kere okunmuştur.

2026© Bu sitenin tüm hakları saklıdır.